<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Political City</title>
	<atom:link href="http://www.politicalcity.biz/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.politicalcity.biz</link>
	<description>Uluslararası İlişkiler veSiyaset Bilimi</description>
	<lastBuildDate>Sun, 15 Apr 2012 20:36:38 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>EMEKLİ YARBAY ŞENOL ÖZBEK&#8217;İN SON RÖPORTAJINDA ŞOK AÇIKLAMA!</title>
		<link>http://www.politicalcity.biz/emekli-yarbay-senol-ozbekin-son-roportajinda-sok-aciklama/</link>
		<comments>http://www.politicalcity.biz/emekli-yarbay-senol-ozbekin-son-roportajinda-sok-aciklama/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Apr 2012 20:36:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mmuratkasar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Darbe Tehditi]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[İç Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma Sanayisi]]></category>
		<category><![CDATA[Siyasi Partiler]]></category>
		<category><![CDATA[Darbeler]]></category>
		<category><![CDATA[demokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[Ergenekon]]></category>
		<category><![CDATA[Ordu]]></category>
		<category><![CDATA[Özel Yetkili Mahkemeler]]></category>
		<category><![CDATA[TSK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.politicalcity.biz/?p=510</guid>
		<description><![CDATA[Geçen hafta şüpheli bir kazada hayatını kaybeden emekli Yarbay Özbek&#8217;in Balyoz, TSK, G.kurmay Başkanları ile ilgili dikkat çeken açıklamaları&#8230; Geçen hafta İzmir’in Menemen ilçesindeki trafik kazasında hayatını kaybeden emekli Yarbay Şenol Özbek’in Türkiye’nin derin meseleleri üzerine Aksiyon&#8217;a verdiği röportaj yayınlandı. &#8230; <a href="http://www.politicalcity.biz/emekli-yarbay-senol-ozbekin-son-roportajinda-sok-aciklama/">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Geçen hafta şüpheli bir kazada hayatını kaybeden emekli Yarbay Özbek&#8217;in Balyoz, TSK, G.kurmay Başkanları ile ilgili dikkat çeken açıklamaları&#8230;</div>
<p>Geçen hafta İzmir’in Menemen ilçesindeki trafik kazasında hayatını kaybeden emekli Yarbay Şenol Özbek’in Türkiye’nin derin meseleleri üzerine Aksiyon&#8217;a verdiği röportaj yayınlandı. İşte &#8220;Balyozcular başarsa belimizi doğrultamazdık&#8221; diyen Özbek&#8217;in çarpıcı açıklamaları&#8230;</p>
<p>***</p>
<p>Şenol Özbek, emekli yarbay. Genelkurmay Karargâhı’nda, Özel Harp Dairesi’nde görev yaptı. 2008 tarihli “İrtica ile Mücadele Eylem Planı”nda ıslak imzası bulunan Albay Dursun Çiçek’le Genelkurmay Bilgi Destek Daire Başkanlığı’nda iki yıl çalıştı. 17 yıl askerlik görevinden sonra yarbay rütbesinde iken kendi isteği ile emekli oldu. <strong>Darbeler konusunda içeriden farklı bir bakışa sahipti.</strong> Geçen günlerde Ankara Keçiören’deki evinde kitap ve gazete arşivleri içinde 27 Mayıs 1960’tan başlayarak 28 Şubat ve Çetin Doğan’ın bir numaralı sanık olarak yargılandığı Balyoz darbe planına kadar bütün süreçleri ve aktörlerini konuşmuştuk. Analitik bir bakış açısı ile yaklaşıyordu olaylara. <strong>Darbeci geleneğin kökünün kazınmasının sorunu büyük ölçüde çözeceğini ama yetmeyeceğini söylüyordu. Komitacı zihniyetin sivil uzantılarına dikkat çekiyordu.</strong> <strong>28 Ağustos 2002’de atandığı Genelkurmay Başkanlığı görevinden 2006’da emekliye ayrılan Hilmi Özkök Paşa ile ilgili çarpıcı değerlendirmelerde bulunuyordu. Özkök’le Çetin Doğan arasındaki mücadelenin perde arkasına ışık tutacak açıklamalar yapıyordu.</strong> <strong>Geçen hafta trafik kazasında hayatını kaybeden emekli Yarbay Özbek, orduyu ve içindeki cuntaları en iyi bilen subaylardan biriydi.</strong> Sorularımıza verdiği cevaplar şöyleydi:<br />
<strong>-Siyaset-ordu ilişkileri neden hep sorunlu Türkiye’de?</strong></p>
<p>Üç başlıkla ele almak lazım. Birincisi, <strong>ordu-devlet olmanın getirdiği tezahürler </strong>var. İkincisi, <strong>ordunun siyaset zemininde olmasının getirdiği tezahürler </strong>var. Üçüncüsü, <strong>cuntacı-komitacı geleneğin doğurduğu tezahürler </strong>var. Bunlar bazen örtüşüyor, birbirine geçiyor. Siyasi irade rayına sokmak istiyorsa bunları üç başlık altında ele alıp ayrı ayrı çözüm üretmeli.</p>
<p><strong>-Balyoz bir cunta mıydı?</strong></p>
<p>Balyoz, Genelkurmay Başkanlığı bilgisi dışında farklı bir yapılanma.</p>
<p><strong>-Ordu-millet olmanın ve ordunun siyasetin içinde olmasının tezahürleri neler?</strong></p>
<p>Genelkurmay başkanı ‘İrticaya tarafız’ diyor. Ne demek bu? Kendi imzası ile açıklıyor, bunun anlamı ne? Genelkurmay Başkanlığı bir kitapta karşılığını buluyor bu açıklamanın. Bu devlet millet-ordu devletidir, 27 Mayıs’ta bu mantıkla teşkilatlandırılmıştır devlet.</p>
<p><strong>-Nasıl?</strong></p>
<p>27 Mayıs 1960’ta askerî cumhuriyete çevriliyor devlet. MİT müsteşarı asker, MGK da asker ağırlıklı. Seçimle gelenlerle atanmışların işbirliğinde bir yönetim şekli kuruluyor. Şu anki hukuk düzeni bu, başka bir şey yok.</p>
<p><strong>-Cuntacılık bitse sorun çözülür mü?</strong></p>
<p>Cuntacılık kalktı, bir tane cuntacı subay kalmadı orduda diyelim; yine de iki problem duruyor. <strong>Ordu siyasetin içinde ve ordu-devletiz. Askere müdahale imkânları hukuken yerinde duruyor.</strong></p>
<p><strong>-Cuntacı-komitacı mantığın yakın geçmişte ortaya çıkmasının sebebi ne?</strong></p>
<p><strong>Genelkurmay Başkanlığı elindeki imkânlarla siyasete müdahaleyi sağlayamayınca bunlar farklı bir örgütlenmeye gitmişler. Genelkurmay Başkanı’nın yapacağı bir şey yok, biz yapalım, demişler. Özkök değil de bir başkası olsaydı ya da Aytaç Yalman’ın yerinde başka biri olsaydı 28 Şubat’ı yeniden yaşayacaktık ve bunun adı da suç olmayacaktı. O yüzden 28 Şubat ve BÇG’yi hukuken mercek altına aldığında çok suç unsuru bulamayabilirsin.</strong></p>
<p><strong>-O yüzden mi ‘Bin yıl sürer’ dendi?</strong></p>
<p>O söz, ‘Bu meşru bir iş’ anlamında söylendi. Bu görev verilmiş adama.<strong> Ordu siyasetin içinde, ordu iktidara ortak… Devlet diyalektiği bu şekilde kurulmuştur. Millî Güvenlik dersi yönetmeliğini okuyun, ‘Orduya bağlılık fikri geliştirilmelidir’ diyor.</strong> Ne demek? Bir devlete, sisteme bağlılık olabilir; ama orduya bağlılıktan söz edilebilir mi?</p>
<p><strong>-Neden ediliyor?</strong></p>
<p><strong>Çünkü ordu devlete ortak. </strong>İki su akıyor iktidara Türkiye’de. Biri seçilerek geliyor, diğeri ordu bürokrasisi. İkisinin mutabakatı ile Türkiye idare ediliyor ve hâlâ öyle.</p>
<p><strong>-Bu yapı hakkında asker ne düşünüyor?</strong></p>
<p><strong>Askerî sistem kendi içinde de böyle dizayn ediliyor. Harp Okulu’na girince ‘Siz cumhuriyetin garantörüsünüz’ deniyor. Ona göre bir eğitim veriliyor. Ordu siyasetin içinde.</strong> Bir kere ordunun ideolojik algılarını kaybetmediği müddetçe kendisini siyasetin dışına çekmesi çok zor. Asker böyle biçimlendiriliyor. Ordu açıklama yapıyor, ‘Dil konusunda tarafız’ diyor. Genelkurmay dil uzmanı mı, sosyoloji şubesi mi var? Peki, buna karşı tepki var mı?  Hayır; çünkü devlet bunun üzerine inşa edilmiş. Cuntacılar tasfiye edilince problemin çözüleceğini sanmak yanlış. Ordunun siyasetin dışına itilmesi lazım.</p>
<p><strong>-Nasıl?</strong></p>
<p>Genelkurmay başkanı dâhil, hiçbir askerin siyasi açıklama yetkisi olmayacak. Orduda ideolojik algı doğrultusunda bir eğitim verilmeyecek.</p>
<p>-<strong>Dış tehdide göre bir eğitim mi?</strong></p>
<p><strong>Hayır, dış tehdit değerlendirme yetkisi de yoktur ordunun. Tehdit değerlendirmesini millî irade yapar, orduya da der ki ‘Ben şu olayı tehdit görüyorum, ona göre kendini teşkilatlandır.’ </strong>Yıllarca sanal şeyler öğrettiler insanlara ve bunlar üzerinde içe dönük konseptler geliştirdiler. Yıllarca güvenlik endişesi içe dönüktü. Bir kere güvenlik tanımını siviller yapacak. Ordu, tanıma göre kendini teçhiz edecek, istekte bulunacak, ‘Görevi yerine getirebilmem için 100 uçağa, 50 gemiye ihtiyacım var’ diyecek.<br />
<strong>-Hilmi Özkök böyle mi düşünüyordu?</strong><br />
<strong>Tabii ki böyle düşünüyordu ama o da ordu-devlet mantığı ile dizayn edilmiş. Siyasetin içindeki bir ordunun başında olduğunu biliyordu. ‘Devleti dönüştürmemiz lazım, böyle olmaz’ endişesini o da taşıyordu.</strong> Akıllı, devleti bilen insanlar zaten böyle düşünür. Ordunun siyasetin içinde olması askerlik tekniği açısından uygun değil zaten.</p>
<p><strong>-Ordudaki ağırlıklı görüş ne?</strong></p>
<p><strong>İdeolojik eğitimden dolayı memleketin iç veya dış dinamiklerinden kendini sorumlu tutmak endişesi beyinlere nakşedilmiştir.</strong> Ama eminim ki kamuoyundaki bu sorgulama sürecinden etkileniyor bu insanlar ve kendi vicdani muhasebelerini yapıp ‘Ordunun ne işi var bu işlerde?’ diyorlardır.</p>
<p><strong>-Orduda bu konuda görüş ayrılığı mı var?</strong></p>
<p>İki gurup var, biri dediğimiz minvalde devletin algı değiştirmesi gerektiğinin farkında, diğer bir gurup ise hâlâ bıraktığımız yerde.</p>
<p><strong>-Askerin ağırlığının sürmesini isteyen sivillere ne diyorsunuz?</strong></p>
<p>Askeri, sivili yok o mantığın. Orduyu ayrı bir şey görüyor, ordu düşmanlığı diye bir şey çıkarılmış, Meclis düşmanlığından, hükümet düşmanlığından bahsedilmiyor, ordu düşmanlığı deniyor.</p>
<p><strong>-Niye?</strong></p>
<p>Ordu-devlet algısının doğurduğu bir tezahür.</p>
<p><strong>-Bir görev gibi yapıyor bazıları?</strong></p>
<p>Avrupa’da eskiden feodal bir yapı vardı. Feodal yapı yanında orduyu bulunduruyordu. İktidar gücünün orduya dayanması geleneği oradan geliyor. Türkiye’de iktidar gücünü millî iradeye rağmen elinde bulunduran bir grup var. Sen buna bürokrat aydın, ne dersen de. Bir grup var. Bu grup zora geldiğinde feodal beyler örneğinde olduğu gibi gücünü buraya isnat ettiriyor. Güç kaybını rejim kaygısı olarak sunuyor ve orduyu göreve davet ediyor. Vesayetin çeşitli ayakları var, bunu anlaması gereken en başta sivil siyaset, çözümünü de bu ayaklar üzerine oturtacaklar. Teorisine kafa yormayanlar siyaset de tespit edemez. Sanıyorlar ki Çetin Doğan biterse sistem adam olacak?</p>
<p><strong>-Olmaz mı?</strong></p>
<p>Üç ayak önemli. Biz ordu-devlet miyiz? Buna cevap verin. Ordu-devletiz. Devlet, millî hedeflerini gerçekleştirmek için bir analiz yapar, ana eksen ne? Askerî militarist mantıksa devlet ona göre teşkilatlanır. Öncelikle TSK’nın ihtiyaçlarını karşılamak için dizayn edilir. Osmanlı, ordu-devletti. Ordu sefere gidiyor, memlekete gelir getiriyordu. Çağımızdaki devlet modeli bunu kaldırmıyor. Şimdi sivil dinamikler ön planda. Medya ve sivil organizasyonlarla dünyayı ayağa kaldırıp on ordunun yapamayacağını yapabilirsin. <strong>Bu çağda ordu-devleti savunmak cehaletten başka bir şey değil.</strong> Türkiye Cumhuriyeti’nin algı değişimine gidip devleti ordunun üzerinden alıp sivil dinamikler üzerine oturtması gerekiyor, bu devlet var olacaksa bu çağda sivil dinamiklerle var olur.</p>
<p><strong>-Generaller cuntacı olarak mı yetiştiriliyor?</strong></p>
<p>Bu algıyla yetiştiriliyor. Genelkurmay başkanı olan insan bu memleketin sorunlarına hâkim olmak zorunda. Dilini, dinini, kültürünü bilmek zorunda. Bunlar bu işlerden anlamazlar. <strong>Atatürkçülük kitabını açarlar, söylediği sözleri kendilerine dönüştürüp yüksek sesle felsefi sözler söylüyor algısı ile kamuoyuna sunarlar.</strong></p>
<p><strong>-Hilmi Özkök neden hedef oldu?</strong></p>
<p><strong>Özkök’ün normalde hükümete muhtıra vermesi lazım. Devlet düzenine, diyalektiğine baktığımızda her gün hükümete emir vermesi lazım. Hangi hükümet olursa olsun. Ama müspet bir sapma bu. Hilmi Özkök sisteme aykırı davranıyor. Özkök sistemi çalışmaz hâle getiriyor. </strong>Özkök vazifesini yapmadı, ama yapacağı vazife mukaddes bir vazife değildi. Bu ülkede kurulmuş köhne bir düzenin doğurduğu köhne bir vazifeydi.</p>
<p><strong>-O yüzden mi itibarsızlaştırmak istediler?</strong></p>
<p><strong>Özkök’e yap dediler, yapmıyorum dedi; sisteme isyan etti.</strong> Özal da sisteme isyan edenlerden. Özal anayasayı delmekle bir şey olmaz derken dalga geçti, bu düzen bozuk, bunu değiştirmemiz lazım diyordu. Aşağıdakiler dediler ki sen neden görevini yapmıyorsun?</p>
<p><strong>-O kavga devam ediyor mu?</strong></p>
<p>Şu anda devleti yaşatmak için mücadele veriliyor, bir iktidar mücadelesinin ötesinde, AK Parti’yi de aşıyor.</p>
<p><strong>-Balyozcular başarsaydı…</strong></p>
<p><strong>Bu sefer de bir hükümet kurban verilseydi biz belimizi doğrultamazdık. Devlet kendi kurtuluş savaşını veriyor, devlet yaşama mücadelesi veriyor. </strong>Devlet 300 milyar dolarını dağa taşa gömer mi? Özkök sinyal çanı çaldı, ‘devlet çöküyor’ dedi.</p>
<p><strong>-Devlet çöküyor muydu?</strong></p>
<p><strong>Gidiyordu. Kayarken tutuldu.</strong> Tutulmayla birlikte yeniden yapmışken tam yapalım misali safha safha yerine oturtuldu.</p>
<p><strong>-Hüseyin Kıvrıkoğlu nasıl düşünüyordu?</strong></p>
<p>Özkök’le birlikte kuvvet komutanı Edip Başer olacaktı. En kıdemli orgeneral Başer’di. 28 Şubat algısına karşı olan bir grup vardı, 28 Şubat’ı da tasfiye eden. Kıvrıkoğlu, Edip Paşa ve Özkök’ü sayabilirsiniz. Onlar o misyona, ‘o kadar da değil’ deyip ‘dur’ diyenler ama bir sonraki aşamada bunlarda da bir algı farklılığı doğdu.</p>
<p><strong>-Nasıl?</strong></p>
<p>Ordunun devlet diyalektiği içindeki yeri, ordu-devlet olarak devam edecek mi? Kıvrıkoğlu dedi ki ‘devam edecek’. 28 Şubat’a karşı olabilir ama ordu-devlet yanlısı olabilir. Ordunun siyasete bulaşmasını normal karşılar. 28 Şubat felsefesinin doğurduğu din konusunun ne olacağı konusunda da ayrışmalar yaşandı. 28 Şubat’a karşı olmak başka ama ben karşı olanlarla yine bir ayrılık yaşıyorum. Bir ordu-devlet olmaktan kurtulup sivil dinamiklerle cuntacı mantık ebediyen başını kaldıramayacak şekilde yok edilmeli. Ama cuntaya karşı olup ordunun siyasetin içinde olmasını isteyenler var. Özkök benim gibi düşünenlerden.</p>
<p><strong>-Bu düşünce güçlü mü?</strong></p>
<p>Bu, algı ve biraz da akıl sorunudur. Akil insanlar bu mantıkla ayakta kalamayacağımızın kararını verdiler bence. Yoksa değişim ve dönüşüm süreçlerini idare etmeye hiçbir iktidarın gücü yetmez, bu devlet içindeki bir refleks. Ordu -devletse, irtica ile ordu mücadele eder, PKK ile ordu mücadele eder; ama biz de diyoruz ki <strong>bunlarla mücadele etmek ne ordunun vazifesidir ne de bunları tehdit olarak değerlendirmek orduya düşer.</strong></p>
<p><a href="http://www.aktifhaber.com/senol-ozbekin-olumunde-3.-arac-suphesi-585535h.htm" target="_blank">ŞENOL ÖZBEK&#8217;İN ÖLÜMÜNDE 3. ARAÇ ŞÜPHESİ</a></p>
<p><strong>-Kıvrıkoğlu, 28 Şubat’a karşı mıydı?</strong></p>
<p>Kıvrıkoğlu, 28 Şubat’a karşıydı, başörtüsü ile uğraşmanın anlamsız olduğuna kısmen inanıyordu ama sorun tanımlarını bizim gibi yapmıyordu. <strong>Çetin Doğan konsepti ile uyuşmuyordu ama ‘ordu-devlet de olsun’ diyordu. Özkök ise ‘ordu bu işlerden elini çeksin’ diyordu.</strong> 28 Şubat’ta bu ayrışma yaşandı.</p>
<p><strong>-Erbakan’ı ordu sever mi?</strong></p>
<p><strong>25 yıl kaldım, bir tek ‘Erbakancıyım’ diyen adama rastlamadım. </strong>Ana damar bellidir: Sağ ve sol&#8230;</p>
<p><strong>-Ordu basını nasıl bu kadar rahat kullanabiliyor?</strong></p>
<p>Bir ordu devletse ordunun iktidar gücü içinde payı varsa onun altındaki kademelerde ordunun etkisi varsa insanlar o yapı içinde kendilerine alan açmak için gider orduya yamanırlar. Hiçbir şey bilmiyorsa bile ordunun ihalelerinden istifade etmek için yamanırlar. Çok basit. Basın bir parça.</p>
<p><strong>-Nasıl?</strong></p>
<p><strong>Parayı orduya veriyorsun, ordu bunu kendisi harcıyor, kendi denetliyor, bağımsız, kendi içinde bir devlet. İktidar gücüne de ortak.</strong> <strong>Bir kere bu fotoğraf insanları oraya yamanmaya iter.</strong> Bugün basit bir şey söyleyeceğim, ordunun yiyecek giyecek ihalesinin ne kadar olduğunu tahayyül edebiliyor musunuz? Sen bu ilişkiler yumağını kullanarak patronları da tesir altına alabilirsin, bu her dönemde vardır. Akredite olsanız her hafta oraya gideceksiniz, bu sistem.</p>
<p><strong>-Psikolojik harekat planları nasıl yapılıyor?</strong></p>
<p>Bilinmeyen bir şey değil. <strong>Bu ülkenin gazetecileri Genelkurmay Karargâhı’nda cirit atar. Bir manşet attırmak için özel bir gayrete gerek yok. </strong>Ordu-devletsen bunun hukuk zemini içinde de karşılığı varsa hukuk profesörleri karargâha gelip irtica brifingine girip ayakta alkışlıyorsa bunlar normal. Hocalar, yargıçlar, koşa koşa karargâha gidip görev verdiniz diye teşekkür etmediler mi? Adam yerine koydunuz diye de teşekkür ediyorlar.</p>
<p><strong>-27 Mayıs’ta da var bu ilişki? Öğrencilerin kıyma makinelerine gönderildiği haberleri hiç sorgulanmadan yayımlanıyor?</strong></p>
<p><strong>Kim dergisinde cunta iddiaları için ‘balon’ manşetlerinin atılması cuntacılarla işbirliksiz olabilir mi?</strong> <strong>Cuntacı-komitacı-aydın işbirliği hep vardı. </strong>Gazeteciden hukukçusuna varana kadar. Bunlar da komitacı.</p>
<p><strong>-Dışarıda da mı var komitacı?<br />
<strong>Bizde komitacılığın esas ayağı dışarıda. </strong>Cunta ordu içindeki yapıyı ifade eder, komitacılığın sivil asker ayrımı olmaz, her ayağı olabilir. Cunta ordu içindedir, komita sivil asker aynı ayak olabilir.</strong></p>
<p><strong>-Sivilleri nasıl anlayacağız?</strong></p>
<p>Demokrasi ile idare edilen bir ülkede halkın oyları ile işbaşına gelmiş bir hükümete ben seni tanımıyorum demek mümkün olabilir mi? Sen benim başbakanım değilsin diyor. Bu komitacı mantık bu demokraside suçtur. Başbakan bu millet tarafından seçiliyor, eleştirebilirsin ama benim başbakanım değil diyemezsin, o zaman git kendi başbakanını eleştir. Komitacılık bizde sivilde daha güçlü.</p>
<p><strong>-Son zamanlarda zayıfladı diyebilir miyiz?</strong></p>
<p>Ordu-devletin olduğu sonuçlarla birlikte olunca etki katsayısı yükseliyor. Yoksa bir şey ifade etmez. Bunlar örgütlenme nihayetinde, veya yukardan aşağıya tetikleniyor. Bir numara, beş numara, bir numarayı bulursak Türkiye kurtulacak sanki, ortada sistem problemi var. <strong>Ordu siyasetin içinde, bunu düzeltin. Sadece Çetin Doğan’ı tıkarsak bu ülke kurtulmaz.</strong></p>
<p><strong>-Ne öneriyorsunuz?</strong></p>
<p>Hukuk zemininde çözeceğiz bir kısmını, komitacılık her yerde suçtur, bizde de suç; bunun hesabını verecekler. <strong>Ordu-devlet siyasetin konusu, ona siyaset çözüm bulacak; anayasa değişikliğinden tut, devletin yeniden dizayn edilmesi, devlet kurumlarına yeniden sorumluluklar verilmesi. </strong>Kırmızı kitabın değiştirilmesi MGK’daki değişim bunun devamının gelmesi lazım.</p>
<p><strong>-Camileri bombalama planları yapan bir cuntacı-komitacı nasıl çıkıyor bu ordudan?</strong></p>
<p><strong>Bu ülkede cami bombalanmamış ama başka yerler bombalanmış, geçmişte var, bu işler zaten bunların mesleğiymiş.</strong> Ordu-devlet mantığını ayakta tutmak için, ordu olmazsa ne hâle geliriz diye sordurmak için zemini sürekli şekilde beslemişler. Cami bombalama diyorsun, Allah korusun ikisi kıyaslanamaz, bir milletin seçimle gelmiş başbakanını asmak mı daha korkunç bir şey, cami bombalamak mı? <strong>Cami bana hafif kalıyor, adam camiyi niye bombalar, başbakanı asmak için, nihai hedef odur. Adamlar bunu yapmışlar zamanında zaten. Başbakanı at hırsızı gibi asmış bu adamlar, başbakan üzerinde sigara söndürmüşler.</strong></p>
<p><strong>-Yine yaparlar mı?</strong></p>
<p><strong>Cami bombalamak falan ufak kalır. Dinî inançlar ve algılarımızla düşündüğümüzde irkiliyoruz ama başbakan asmış bu adamlar, daha ötesi yok.</strong>  Ve getirmiş Fatin Rüştü Zorlu’yu bir ayyaşa astırmışlar, bulup getirmiş astırmışlar. Hâlâ cami bombalamaktan bahsediyorsunuz!</p>
<p><strong>-27 Mayıs’taki isimlerin bugün cuntacılıkla yargılanması tesadüf mü?</strong></p>
<p><strong>Çetin Doğan olmazsa başka biri olacaktı, aktif olmayan yok ki, hepsi cuntacıymış o dönemde. Silahlı Kuvvetler içinde bir sürü komite var.</strong> Oluşturulan komite (Millî Birlik Komitesi) ordu içindeki cuntaların gönderdiği adamlarla oluşturulmuş bir koalisyon. Talat Aydemir’in cuntası ayrı, 9 Subay’da tutuklanan Faruk Güventürk’ün ayrı. Türkeş daha sonra Talat Aydemir’inkine dâhil ediliyor. Türkeş geç girenlerden.</p>
<p><strong>Şenol Özbek kimdir?</strong></p>
<p>1962 Sivas doğumlu Şenol Özbek, 1979’da Ankara Atatürk Lisesi’ni bitirdi. Aynı yıl ODTÜ Gıda Mühendisliği ve Kara Harp Okulu’nu kazandı. Tercihini Kara Harp Okulu’ndan yana kullandı. Kara Harp Okulu’ndan 1983’te mezun oldu. Yurtiçinde ve yurtdışında çeşitli yerlerde komutanlık ve karargâh subaylığı görevlerinde bulundu. Genelkurmay Karargâhı’nda çalıştı. En son görev yeri olan Kıbrıs’ta yarbay rütbesinde iken 2004’te kendi isteğiyle emekliye ayrıldı. Evli ve 3 çocuk babasıydı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.politicalcity.biz/emekli-yarbay-senol-ozbekin-son-roportajinda-sok-aciklama/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İSTANBUL PANORAMİK FETİH MÜZESİ</title>
		<link>http://www.politicalcity.biz/istanbul-panoramik-fetih-muzesi/</link>
		<comments>http://www.politicalcity.biz/istanbul-panoramik-fetih-muzesi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Apr 2012 10:30:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mmuratkasar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Panoramik Fetih müzesi]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul. Muhammet Fatih Sultan Mehmet Han]]></category>
		<category><![CDATA[Topkapı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.politicalcity.biz/?p=477</guid>
		<description><![CDATA[Dün ailecek Topkapı&#8217;daki İstanbul Panoramik Fetih müzesi ziyaret ettik. Müzeyi gayet güzel tasarlamışlar. Ziyaretçiler çatı katına çıktığında kendilerini İstanbul fethinin içinde buluyorlar; bir yanda mehter marşı, at kişnemeleri, surlardan atılan rum ateşi, diğer bir yanda Fatih Han ve ordusunun Allah  &#8230; <a href="http://www.politicalcity.biz/istanbul-panoramik-fetih-muzesi/">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dün ailecek Topkapı&#8217;daki İstanbul Panoramik Fetih müzesi ziyaret ettik. Müzeyi gayet güzel tasarlamışlar. Ziyaretçiler çatı katına çıktığında kendilerini İstanbul fethinin içinde buluyorlar; bir yanda mehter marşı, at kişnemeleri, surlardan atılan rum ateşi, diğer bir yanda Fatih Han ve ordusunun Allah  Allah nidalarıyla surlara ilerlemesine şahit oluyorlar. Ziyaretçiler bir defa daha Ecdadın büyüklük, celadet ve Kuran ve sünnete itikadını anlamakta, mazileriyle  gurur duymaktadırlar.<br />
<strong><span style="color: #ff0000;">VİDEOLAR</span></strong></p>
<p><object type="application/x-shockwave-flash" width="500" height="275" data="http://www.flickr.com/apps/video/stewart.swf?v=109786" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000"><param name="flashvars" value="intl_lang=en-us&#038;photo_secret=a95e2869b9&#038;photo_id=6910178634&#038;flickr_show_info_box=true"></param><param name="movie" value="http://www.flickr.com/apps/video/stewart.swf?v=109786"></param><param name="bgcolor" value="#000000"></param><param name="allowFullScreen" value="true"></param><embed type="application/x-shockwave-flash" src="http://www.flickr.com/apps/video/stewart.swf?v=109786" bgcolor="#000000" allowfullscreen="true" flashvars="intl_lang=en-us&#038;photo_secret=a95e2869b9&#038;photo_id=6910178634&#038;flickr_show_info_box=true" height="275" width="500"></embed></object></p>
<p><object type="application/x-shockwave-flash" width="500" height="275" data="http://www.flickr.com/apps/video/stewart.swf?v=109786" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000"><param name="flashvars" value="intl_lang=en-us&#038;photo_secret=09b8871a83&#038;photo_id=6910186050&#038;flickr_show_info_box=true"></param><param name="movie" value="http://www.flickr.com/apps/video/stewart.swf?v=109786"></param><param name="bgcolor" value="#000000"></param><param name="allowFullScreen" value="true"></param><embed type="application/x-shockwave-flash" src="http://www.flickr.com/apps/video/stewart.swf?v=109786" bgcolor="#000000" allowfullscreen="true" flashvars="intl_lang=en-us&#038;photo_secret=09b8871a83&#038;photo_id=6910186050&#038;flickr_show_info_box=true" height="275" width="500"></embed></object></p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">FOTOLAR</span></strong></p>

<a href='http://www.politicalcity.biz/istanbul-panoramik-fetih-muzesi/abcd0007/' title='ABCD0007'><img width="150" height="150" src="http://www.politicalcity.biz/wp-content/uploads/ABCD0007-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="ABCD0007" title="ABCD0007" /></a>
<a href='http://www.politicalcity.biz/istanbul-panoramik-fetih-muzesi/abcd0008/' title='ABCD0008'><img width="150" height="150" src="http://www.politicalcity.biz/wp-content/uploads/ABCD0008-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="ABCD0008" title="ABCD0008" /></a>
<a href='http://www.politicalcity.biz/istanbul-panoramik-fetih-muzesi/abcd0010/' title='ABCD0010'><img width="150" height="150" src="http://www.politicalcity.biz/wp-content/uploads/ABCD0010-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="ABCD0010" title="ABCD0010" /></a>
<a href='http://www.politicalcity.biz/istanbul-panoramik-fetih-muzesi/abcd0011/' title='ABCD0011'><img width="150" height="150" src="http://www.politicalcity.biz/wp-content/uploads/ABCD0011-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="ABCD0011" title="ABCD0011" /></a>
<a href='http://www.politicalcity.biz/istanbul-panoramik-fetih-muzesi/abcd0012/' title='ABCD0012'><img width="150" height="150" src="http://www.politicalcity.biz/wp-content/uploads/ABCD0012-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="ABCD0012" title="ABCD0012" /></a>
<a href='http://www.politicalcity.biz/istanbul-panoramik-fetih-muzesi/abcd0013/' title='ABCD0013'><img width="150" height="150" src="http://www.politicalcity.biz/wp-content/uploads/ABCD0013-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="ABCD0013" title="ABCD0013" /></a>
<a href='http://www.politicalcity.biz/istanbul-panoramik-fetih-muzesi/abcd0014/' title='ABCD0014'><img width="150" height="150" src="http://www.politicalcity.biz/wp-content/uploads/ABCD0014-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="ABCD0014" title="ABCD0014" /></a>
<a href='http://www.politicalcity.biz/istanbul-panoramik-fetih-muzesi/abcd0015/' title='ABCD0015'><img width="150" height="150" src="http://www.politicalcity.biz/wp-content/uploads/ABCD0015-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="ABCD0015" title="ABCD0015" /></a>
<a href='http://www.politicalcity.biz/istanbul-panoramik-fetih-muzesi/abcd0016/' title='ABCD0016'><img width="150" height="150" src="http://www.politicalcity.biz/wp-content/uploads/ABCD0016-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="ABCD0016" title="ABCD0016" /></a>

<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.politicalcity.biz/istanbul-panoramik-fetih-muzesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gülen Cemaati &#8216;AKP ile taht oyunları&#8221; iddiaları hakkında ilk kez geniş bir açıklama yaptı.</title>
		<link>http://www.politicalcity.biz/gulen-cemaati-akp-ile-taht-oyunlari-iddialari-hakkinda-ilk-kez-genis-bir-aciklama-yapti/</link>
		<comments>http://www.politicalcity.biz/gulen-cemaati-akp-ile-taht-oyunlari-iddialari-hakkinda-ilk-kez-genis-bir-aciklama-yapti/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 06 Apr 2012 04:13:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mmuratkasar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cemaat]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Gülen Hizmet Hareketi]]></category>
		<category><![CDATA[İç Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[AKP]]></category>
		<category><![CDATA[Gülen Hareketi]]></category>
		<category><![CDATA[İktidar Kavgası]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.politicalcity.biz/?p=470</guid>
		<description><![CDATA[Cemaatin yayın organı olarak bilinen &#8221;Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı&#8221;nın internet sitesinde yayınlanan açıklama, AKP-Cemaat ilişkisini ayrıntılı olarak değerlendiriyor&#8230; İşte O Açıklama; Son dönemde, kamuoyunda “cemaat-iktidar gerilimi”, “cemaat-siyaset ilişkileri” gibi çeşitli başlıklar altında farklı görüşler ortaya atılmaktadır. Türkiye, demokratikleşmekte olan bir &#8230; <a href="http://www.politicalcity.biz/gulen-cemaati-akp-ile-taht-oyunlari-iddialari-hakkinda-ilk-kez-genis-bir-aciklama-yapti/">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Cemaatin yayın organı olarak bilinen &#8221;Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı&#8221;nın internet sitesinde yayınlanan açıklama, AKP-Cemaat ilişkisini ayrıntılı olarak değerlendiriyor&#8230;</p>
<p><strong>İşte O Açıklama;</strong></p>
<p>Son dönemde, kamuoyunda “cemaat-iktidar gerilimi”, “cemaat-siyaset ilişkileri” gibi çeşitli başlıklar altında farklı görüşler ortaya atılmaktadır. Türkiye, demokratikleşmekte olan bir toplumdur ve kamuoyunun istediği konularda serbestçe tartışma yapması demokrasinin doğal bir neticesidir. Öte yandan, Hizmet’e gönül verenler bütün yapıcı tenkitlere açıktır ve bunlardan istifade edilmesini bir vazife olarak görür. Ancak süregelen tartışmaları toplum açısından daha faydalı hale getirmek için hem kavramları doğru kullanmak hem geniş kitleleri alakadar eden meselelerde daha sahih bilgilere dayanmak şarttır.</p>
<p>Fethullah Gülen Hocaefendi’nin düşünce dünyasından ilham alan ve kendisini “Hizmet” olarak tanımlayan sosyal hayır ve hizmet faaliyeti ile ilgili tartışmalar Türkiye’ye özgü değildir. Hizmet ve onun entelektüel merkezinde bulunan Fethullah Gülen Hocaefendi hakkında düşünce dünyasının neredeyse her mertebesinde (gazete, dergi, üniversite, konferans, tez, çalıştay&#8230;) çok sayıda çalışma doğudan batıya pek çok ülkede yıllardır ortaya konulmaktadır. O açıdan bir ölçüde entelektüel dünyamız, Hizmet denilen küresel fenomenin anlamı ve pozisyonu hakkında kapsamlı bir tartışma yapmak konusunda geç bile kalmış denilebilir.</p>
<p>Diğer önemli bir sorun ise Türkiye’nin uzun yıllar kapalı bir toplum olarak yaşaması neticesinde şeffaf bir tartışma ortamının oluşamamış olmasıdır. Uzun yıllar süren vesayetin neticesi olarak, Türkiye’de entelektüel düzeyde dahi yapılan tartışmalar; yanlışlıklar, yanıltıcı ve indirgemeci akıl yürütmeler, yanlış teşbihler, abartılar, bilgi noksanlıkları, eksik gözlemlere ve maddi bilgi hatalarına dayalı kanaatler gibi zaaflarla müpteladır. Kamusal müzakere ve serbest tartışma yokluğu sonucu kendi kompartımanında yaşamaya alışmış, ancak diğer toplumsal hayat tarzları hakkında doğru bilgisi olmayan, bir tür gettoları andıran zihinsel yapılar meydana çıkmıştır. Özellikle dine ve dini pratiklerle ilgili kavramlara ve yapılara ait meselelerin doğru biçimde ifadesi neredeyse imkânsız hale gelmiştir. Bunun neticesi olarak din ile alakadar bir tartışmanın kaçınılmaz olarak temel unsurları olan sözgelimi tarikat, iman, cemaat, usul, füruat, teferruat, şiarlar gibi kavramların hiçbirinin anlamı doğru biçimde tanımlanmadan yanlış tartışmalara girilebilmektedir.</p>
<p>Bütün bu benzer nedenlerden dolayı ve nihayet son dönemde yapılan tartışmalar dikkate alınırsa, Hizmet ile ilgili bazı temel konuları daha açık olarak dile getirmek gerekli hale gelmiştir. Bu bağlamda Hareketle ilgili pek çok soru sorulabilir. Ama ilk olarak aşağıdaki soruların cevaplanmasını uygun buluyoruz.</p>
<p><strong>* </strong>Hizmetin tanımı ve temel amacı nedir?<br />
<strong>* </strong>Bu gönüllüler hareketi bir siyasal pozisyon alır mı?<br />
<strong>* </strong>Hizmet’in siyasal hayatta referans aldığı değerler ve kurallar nelerdir?<br />
<strong>* </strong>İkinci aşamada ise cevaplanılması gereken daha somut sorular bulunmaktadır:<br />
<strong>* </strong>Hizmet ve siyasetten beklenti<br />
<strong>* </strong>Hizmet ve Adalet ve Kalkınma Partisi Hükümeti<br />
<strong>* </strong>Devlet içinde Hizmet’in ‘adamları’ bulunmakta mıdır?<br />
<strong>* </strong>Camia ve Ak Parti arasında bir kriz mi bulunmaktadır?<br />
<strong>* </strong>Süregelen çeşitli yargısal ve bürokratik süreçlerin kendisine atfedilmesi karşısında Hizmet?<br />
<strong>* </strong>Hizmet ve basın özgürlüğü.</p>
<p><strong>Hizmet nedir?</strong></p>
<p>Hizmet, ilhamını inançtan alan, evrensel insani değerler çerçevesinde, birlikte yaşama kültürü oluşturmayı hedefleyen, gönüllülerden oluşan bir sivil toplum hareketidir.</p>
<p>Hizmet, bir gönüllüler topluluğudur. Gönüllü olmanın koşulu bir karşılık beklemeden katkıda bulunmaktır. Başka bir açıdan eğer bir kimse yaptığı iş karşılığı siyasi, maddi veya başka bir beklenti içine girerse o, yapılan hizmetlerin temel ruhuna aykırı bir hal üzerinedir.</p>
<p>İkinci nokta sivil zemindir. Hizmet bir sivil harekettir. Ve sivil bir hareket olarak, hiç bir resmi programın, siyasetin yahut ajandanın parçası, tamamlayanı yahut onunla alakalı bir olay değildir. Aynı biçimde bu sivil hareket, hiç bir siyasi ajandanın yahut partinin karşıtı da değildir. Nihayetinde siyaset bilimcileri sivil hareketi üç esasa dayandırırlar: Gönüllü, özerk ve hükümet-dışı olması. Bu üç kritere sahip olan sosyal hareket sivil toplum hareketidir ve sivil karakter sayılmaya hak kazanmaktadır. O nedenle, kim resmi bir ajandanın yahut siyasetin bir kısmını dahi olsa Hizmet ile telif etmeye kalkarsa yine yapılan hizmetlerin temel ruhuna aykırı bir durum meydana getirmiş olur. Yine sivil olmak vasfının bir sonucu olarak, Hizmet’e gönül veren insanlar arasında bir resmi bağ, hiyerarşi olmadığı gibi çalışmalar âdem-i merkeziyet esasıyla yürütülmektedir.</p>
<p>Burada özellikle “cemaat ve siyaset” başlığı altında yapılan tartışmaları dikkatle ele almak gerekiyor. Hizmet’i bir siyasi partinin ortağı, örtülü destekçisi yahut karşıtı gibi okumak Hizmet’in temel tanımlarının kabul etmeyeceği bir durumdur. Hizmet’e gönül verenler, şiddet ve terör gibi evrensel hukukun reddettiği usullere başvurmayan bütün siyasi hareketlere demokratik bir açıdan saygı ile bakarlar. Ancak onların herhangi biriyle resmi olarak bütünleşmeyi yahut bir tanesine karşı zıt cephe almayı kendi telakkisine uygun bulmazlar.</p>
<p>Nitekim Hizmet’in dini, etnik yapısı, dili farklı pek çok ülkede itibar görmesi onun sivil olma vasfının bir sonucudur. Eğer bu hizmetleri yapan insanlar, sivil olmak vasfını ihlal eden ciddi durumlar içinde bulunsaydı ve çeşitli siyasi ve resmi programların parçası olsaydı küresel düzeyde farklı kültürlerce bu kadar benimsenemezlerdi.</p>
<p>Burada kritik bir nokta da şudur: İnsan yaratılışının doğal neticesi gereği bütün sosyal hareketlerde olduğu gibi Hizmet’te de bazı bireyler gönüllülük ve sivillik anlayışlarına uymayan bazı fiiller içinde bulunabilirler. Ancak bu hatalar Hizmet’e mal edilemez. Eğer bu hata yasadışı bir özellik taşıyorsa elbette muhatap hukuk olacaktır.</p>
<p>Yukarıdaki yapılan kısa tanım Türkiye’deki tartışmalara bir ölçüde olumlu katkıda bulunmak için yapılmıştır. Ülkede bir süredir Hizmet ile ilgili devam eden bir tartışma olduğu için, bu değerlendirmede Türk siyaseti ve gündemi temel referans çerçevesi olarak alınmıştır. O nedenle bu tanımdan Hizmet’in Türkiye-merkezci olduğu neticesi çıkarılamaz. Hizmet tarihsel ve sosyolojik olarak elbette Türkiye kaynaklıdır ancak onun değerleri ve temsil ettiği anlayış evrenseldir.</p>
<p><strong>Hizmet hangi siyasi partilere destek verir?</strong></p>
<p>Hizmet, sivil bir hareket olarak bazı resmi yapılar gibi belirli bir emir komuta zinciri çerçevesinde kendisine itibar eden insanlara oy vermek, siyasal tercihte bulunmak gibi konularda hiç bir zaman “emir” vermez. Zaten sivil bir harekette böyle emirlerin etkisi kısıtlıdır ve üstelik risklidir.</p>
<p>Ancak sosyolojik olarak elbette bu gönüllüler topluluğunun benimsediği değerlerin ve tarz-ı telakkinin etkisi vardır ve bu etkiye itibar eden insanlar bunlara dayanarak bazı siyasi sonuçlar ve anlamlar çıkarabilir. Mesela bu kültüre itibar eden insanlar hiç bir zaman demokrasiyi sekteye uğratabilecek siyasete prim vermezler; olağanüstü rejimlere itibar etmezler.</p>
<p>Ancak Hizmet ve birey arasındaki etkileşim/iletişim doğrudan ve emir kipiyle gerçekleşmez. Aksine bireyler, Hizmet’in duygu ve telakki dünyasına katılarak böyle neticeleri kendileri çıkarırlar. Burada önemli olan Hizmet’in demokrasi ve evrensel değerlere dayanan moral atmosferine itibar eden kişilerin kendi çıkardıkları anlamlardır.</p>
<p>Bu çerçeve çizildikten sonra şunu açıkça belirtmek gerekir ki başlangıcından beri Hizmet olarak bilinen gönüllüler hareketinin siyasi partilere bakışını belirleyen ilkeler çok açıktır. Onlar, dün bu ilkelere göre siyasi partilerin çeşitli icraatlarına destek vermiş yahut vermemiştir, yarın da siyasi partilere yönelik tavırlarını aynı ilkeler belirleyecektir. Burada kritik olan nokta partilerin kendi siyasi kimlikleri değil, itibar edilen değerlerdir. Bu nedenle Hizmet’e gönül veren insanlar, belirli değerleri savunan partilerin icraatlarına dün olduğu gibi yarın da destek verebilir.</p>
<p>Hizmet’in siyasi partilere bakışını temel olarak belirleyen değerler çerçevesini şöyle tanımlamak mümkündür: Demokratikleşme, dini özgürlükleri sağlamak, Avrupa Birliği başta olmak üzere muteber uluslararası standartlara ulaşmak, hukukun üstünlüğü ve insan hakları ve özgürlüklerinin tevdiinde gayret etmek ve bu hedefler istikametinde çalışan siyasi partilere dün olduğu gibi bugün de bir vatandaşlık görevi olarak destek verilebilir.</p>
<p>Tekrar etmek gerekirse bu tanımda siyasi partilere yönelik organik bir alaka yoktur. Toplumun genel teamül ve değerlerine ters düşmeyen, şiddet ve terör gibi evrensel hukukun da reddettiği yöntemlere tevessül etmeyen her siyasi parti yukarıda altı çizilen değerlere yönelik siyaset yaptığı sürece Hizmet’e itibar eden insanlar tarafından desteklenebilir.</p>
<p>Nitekim eskiden beri bu davaya gönül veren insanlar, Türkiye’nin demokratikleşmesiyle ilgili temel konuların hepsinde evrensel standartların lehinde pozisyon almıştır. Din özgürlüğü, Kürtçenin kullanılması, dini azınlıkların hakları, AB üyeliği, sivil anayasa gibi temel konuların hiç birinde Hizmet, Türkiye’deki demokrasi talebinin beklediği standartların altında kalmamıştır. Şu noktayı tekrar etmek gerekiyor, Hizmet bugüne kadar hiç bir temel demokratikleşme konusunda evrensel standartların altında bir pozisyon almamıştır, ‘amasız, fakatsız’ kısacası şartsız bir sivil ve demokratik Türkiye için bütün imkanlarını seferber etmiştir. Hizmet, Türkiye’nin başta AB olmak üzere evrensel demokratik standartları benimsemesinde kat edilen zorlu yolda ülkenin işini zorlaştıracak en küçük bir söyleme dahi itibar etmemiştir.</p>
<p>Aynı şekilde Hizmet’in Türkiye demokrasisinin gelişiminde geniş kitlelere kazandırdığı dinamizm tarihsel önemde olmuştur. Başta Kürt sorunu ve bazı temel AB reformlarının gerçekleşmesinde, geniş insan kitleleri üzerindeki tesirinin bir sonucu olarak siyaset müessesine geniş hareket alanı oluşmasına katkıda bulunmuştur. Ancak siyasi iktidarı paylaşma veya siyasi iktidara sahip olma gibi bir hedefi asla söz konusu değildir. Siyaset çok önemli bir müessesedir. Ancak Türkiye demokratikleşmesinin tabanda içselleştirilmesi konusunda Hizmet’in ve sivil toplum kuruluşlarının oynadığı rol hiç bir zaman göz ardı edilmemelidir.</p>
<p>Aynı bakış açısıyla ifade edersek yukarıda vurgulanan insan hakları ve demokratikleşme gibi nedenlerden dolayı insanların siyasi tercihlerde bulunmaları, bir partiye angaje olmaları demek değildir. Burada yapılan, fiilen bazı değerlerin bir parti tarafından sahiplenilmesini desteklemektir. Dolayısıyla, siyasi partiler demokratikleşme gibi konularda daha geri duruma düşerlerse Hizmet’e itibar eden insanların ilgili partilere yönelik tavırlarında değişim kaçınılmazdır.</p>
<p>Hizmet’in, siyasi partilerle anlatılan şekildeki ilişkisi gelişmiş demokrasilerdeki modele tam olarak uyar. Bireyler ve sivil toplum, partilere somut bazı ilkelere sahip olduğu için destek verir. Bütün bireyler ve sivil toplum partizan değildir ve partilere onlara angaje oldukları için değil siyasetlerini doğru gördükleri için oy verirler. Hizmet’in siyasi partilerle kurduğu ilişkideki bu denge esasen bütün toplum için bir sigorta hükmündedir. Geniş kitleleri etkileyebilen Hizmet gibi hareketlerin partilere siyasetleri bazında destek vermesi ve gerekirse bunu geri çekmesi toplumsal sigorta mekanizmaları gibi düşünülmelidir. Şunu hiç bir zaman unutmamak gerekir ki, Ortadoğu siyasetinin bize verdiği pek çok dersten birisi de şudur: Büyük sosyal hareketlerin partilere, yöneticilere veya hükümetlere angaje olması ve partilerin siyasetleri temsil ettiği demokratik değerler açısından geri bir duruma düştüğü halde bile onları desteklemesi siyasal krizlere yol açmıştır.</p>
<p><strong>Hizmet ve AK Parti</strong></p>
<p>Konuyu daha somut bir düzeye indirirsek, son dönemde tartışılan konulardan birisi de Hizmet ve AK Parti arasındaki ilişkilerdir. Hizmet ve AK Parti arasındaki ilişkiler hakkında birbirinden farklı, bazen zıt pek çok iddia ortaya atılmaktadır. Burada Hizmet’in, AK Parti meselesine bakışını özetlemeden önce bir noktanın hatırlatılmasında fayda bulunuyor: Hizmet’in siyasal partiler meselesine bakışı AK Parti kurulduktan sonra yahut AK Parti ile birlikte ortaya çıkmış bir konu değildir. Hizmet’in yukarıda özetlenen siyasi partilere bakışı çok önceleri oluşmuştur ve Hizmet yine AK Parti&#8217;ye kendi geleneksel değerleri çerçevesinde bakmıştır.</p>
<p>Hizmet-AK Parti tartışmaları konusunda Hizmet’in yaklaşımı çok açıktır: AK Parti ile son on yılda Türkiye’de demokratikleşme, hukukun üstünlüğü, haklar ve özgürlükler ve vesayetin kırılması noktasında ciddi adımların atıldığı ve önemli mesafelerin alındığı bir gerçektir. Bu konuda AK Parti’nin somut hizmetini görmemek yahut küçük görmek haksızlık olur. Hizmet, AK Parti de dâhil memleketin selamete çıkması için gayret eden bütün siyasilere ve siyasi hareketlere karşı her zaman kadirşinastır. Son dönemde, siyasi sorumluluğun muhatabı olarak AK Parti ve idarecileri, çok kritik dönemlerde cesaretle önemli, takdire şayan adımlar atmışlardır. Nitekim bu isabetli siyasetin karşılığı olarak partiye yüzde 50 oy oranına ulaşan bir teveccüh ortaya çıkmıştır. Hizmet’in de bu büyük kitle gibi AK Parti’nin katkılarını teslim etmesinin nedeni AK Parti’nin demokratikleşme, insan hakları, vesayetin kırılması gibi hizmetlere vesile olmasıdır.</p>
<p>Bugün, Hizmet, AK Parti’den bu hedeflerin gerçekleştirilmesi ajandasının muhafaza edilmesinden başka hiç bir şey talep etmemektedir. Demokratikleşmeye taraf olan her kesim gibi Hizmet’in de temel siyasi beklentisi, AK Parti’nin geçen on yılda olduğu gibi demokratikleşmenin güçlendirilmesi ve vesayet kurumlarının karanlık nüfuzunun kırılması siyasetine daha güçlü sahip çıkmasıdır. Hizmet, gerçekleşmesi durumunda bütün Türkiye insanının istifade edeceği bu gayeler dışında başka hiç bir başka menfaati AK Parti’den beklememektedir.</p>
<p>Diğer yandan bir yerdeki bütün muvaffakiyetler de sadece bir partiye veya bir gruba mal edilemez. O nedenle şunu hatırlamak gerekiyor ki AK Parti döneminde insanımızın takdirini toplayan bu çalışmalarda siyasi iktidarın kararlığı yanında sivil toplum örgütlerinin üzerine düşeni yapmadaki duyarlılığı son derece etkili olmuştur. O nedenle iktidar kadar demokratikleşme sürecine katkıda bulunan öğretmen, işçi, avukat, yargı mensupları, müdür, esnaf, gazeteci, aydın hemen herkesin emeğini takdirle anmak bir zarurettir. Türkiye’de yaşanılan olumlu gelişmeler onlarca yıldır pek çok insanın karşılık beklemeden yaptığı fedakârlıkların da bir meyvesi olarak görülmelidir.</p>
<p><strong>Hizmet ve AK Parti Krizi mi?</strong></p>
<p>Fethullah Gülen Hocaefendi, kırk yılı aşkın bir süredir devam eden konuşmaları, yazıları ve diğer bütün eserlerinde insanı merkeze alan, hukukun üstünlüğüne dikkat çeken, demokrasinin dönülmez bir yol olduğunu vurgulayan, toplumun ahlaki bakımdan takviyesine gayret eden, eğitim ve diyalog çalışmalarının toplumsal uzlaşma ve gelişiminin esasını teşkil ettiğini sözleriyle ifade etmiş ve bunu hayatından örneklerle ortaya koymuştur. Kırk yıl boyunca yaptığı konuşmalar, yazdığı kitaplar en küçük ayrıntısına kadar incelendiği zaman Fethullah Gülen Hocaefendi’nin milleti ve devleti buhrana sokabilecek bir krize yol açabilecek en küçük bir tavırdan dahi büyük bir günah gibi kaçındığı çok açık görülecektir. Hocaefendi, toplumsal ve siyasal krizlere yol açabilecek her türlü kargaşayı reddeder, tavsiyelerini dinleyen insanlara uyum, istikrar ve topluma hizmeti, güzel ahlakı salık verir. Cami kürsülerinde “dövene elsiz, sövene dilsiz&#8221; olmayı tavsiye eder. Daha açık ifadeyle milletinin selameti için siyasi yahut bireysel meselelerde kriz çıkarmak bir yana şahsi fedakârlıklar yapmayı tavsiye eder. Hocaefendi’nin ve Hizmet’in bu yaklaşımı “hizmette ileri ücrette geri olmak” prensibinin tatbiki olarak görülmelidir.</p>
<p>Yukarıdaki çerçeveden bakılacak olursa son dönemde AK Parti ve “cemaat” krizi olarak birilerinin ısrarla gündeme getirdiği ve MİT-Yargı üzerinden izah edilmeye çalışılan bu kriz, tamamen Hizmet’in gündemi ve ilgi alanı dışındadır. İddia edildiğinin aksine Hizmet, bu krizin bir tarafında değildir. Aynı şekilde kendisine gönül verenlerin bu tartışmanın bir yerinde olması tasvip edilecek bir durum değildir. İnsanların el ele vererek ülkenin ciddi meselelerin üstüne gitmesinin zorunlu olduğu bir dönemde Hizmet’in krizlere katkı sağlar bir durumda olmasının tahayyülü bile doğru değildir. Fethullah Gülen Hocaefendi, kırk yılı aşkın bir süredir sosyal düzeni bozabilecek fitne ve anarşi gibi tehditler karşısında kendisine gönül verenlere daima temkini, sağduyuyu tavsiye etmiştir.</p>
<p>Daha önceleri Fethullah Gülen Hocaefendi’yi aşırı devletçilikle eleştiren aynı çevreler, bugün onun devleti sıkıntıya sokacak bir krizi tetiklemekle itham etmektedirler. “Cemaat ve AK Parti krizi” bağlamında çeşitli iddialar ortaya atanların bu temel çelişkisi hep akılda tutulmalıdır. Nitekim bir zaman onu “şeriat devleti istiyor” diye eleştirenler daha sonra “memleketi Hıristiyanlaştıracak” diye itham etmekten çekinmemiştir. Çeşitli dönemlerde Hocaefendi hakkında ortaya konulan ithamlar arasındaki böyle derin tutarsızlıklar gözden kaçırılmamalıdır.</p>
<p>Ancak şurası çok açıktır ki dün olduğu gibi bugün de kanunlar çerçevesinde vazifelerini yapmak durumunda olan emniyet ve yargı mensuplarının camia ile irtibatlandırılmaları bir kasıt taşımaktadır. İnsanları yaptıkları işlerin kalitesi ve temsil ettikleri değerlere göre değil de sadece kimliği, rengi, mezhebi ve dini inançları açısından hedef haline getirmek hem tehlikeli hem ilkel bir fiildir. Bir insanı sadece bir düşünceyle ilgisi olduğu için tehlikeli olarak lanse etmek temel insan haklarına da aykırı bir durumdur. Bu açıdan bir insanı sadece Hizmet’e itibar ediyor diye tehlikeli olarak lanse etmek temel bir insan hakları ihlalidir.</p>
<p>Türkiye’de demokratikleşmeyi savunan ve buna karşı cephe alan aktörler dün ortaya çıkmış değildir. Bir başka ifadeyle son iki yüzyıllık siyasi tarihimizde aktörlerin tavırları ve muhtemel iddiaları artık ezberlenmiştir. O nedenle bugün yaptıkları ‘cemaate’ isnat edilen kamu görevlilerine yönelik bu saldırının amacını anlamak için çok zorlanmaya gerek yoktur: Hizmet ve AK Parti’yi sürtüşme zeminine çekerek siyasi iradenin zayıflatılmasını ve Hizmet’in sivil toplum zemininde yaptığı faaliyetlerin engellenmesini sağlamak.</p>
<p>Bugün Türkiye’de vesayet savunucularının işine en çok gelecek durum Hizmet ve AK Parti’nin sürtüşmesidir. Hizmet ve AK Parti’nin ihtilafından mutluluk duyan çevrelerin 367 krizi, AK Parti’nin kapatılması davası, Cumhurbaşkanlığı seçimleri gibi konularda nasıl tavır aldıklarını burada hatırlatmak gerekiyor. Türkiye tarihsel açıdan kritik bir dönemdedir. Bu dönemdeki bütün aktörlerin sorumluluğu çok büyüktür. Demokratik ve gelişmiş Türkiye vizyonunu paylasan kişilerin bilgi kirliliğine ve maksatlı propagandalara alet olmaması önem arz etmektedir. Vesayetin doğrudan ve geleneksel yollarla memleketi geriye götürmesi çok zorlaşmıştır. Ancak vesayet, bu sefer entrikalarla, dedikodularla velhasıl en kuvvetli insanları bile tuş edebilen zaaflarla karanlık emellerine geniş kulvarlar açabilir.</p>
<p><strong>Hizmet ve Bürokrasi</strong></p>
<p>Şunun altını çizmek gerekiyor ki Hizmet küresel bir hareket olarak her ülkeden ve her seviyeden insanın teveccühünü kazanmıştır. İnsanı merkeze alan ve Mevlanaların, Yunus Emrelerin üslubuyla hizmet eden harekete iş dünyası, akademik camia, siyasi ve bürokrasi dünyasından, sanat ve kültür dünyasından pek çok kişi ilgi duymuş ve destek vermiştir.</p>
<p>Burada iki noktanın altını dikkatle çizmek gerekiyor: Hocaefendi’nin fikirlerinin dünyanın pek çok üniversitesinde ilgi gördüğü gibi master ve doktora tezlerinde tartışılıyor olarak bulmak mümkündür. Nasıl bir Fransız demokrat yahut bir Türk demokrat görmek mümkün ise dünyanın değişik ülkelerinden Fethullah Gülen Hocaefendi’nin düşünce tarzına itibar eden insanlar görmek mümkündür.</p>
<p>İkinci nokta, Fethullah Gülen Hocaefendi, Türkiye’nin kendi tarihinin ve kültürünün ürettiği meşru bir düşünceyi temsil eder. Hocaefendi ve temsil ettiği düşünce, tarihsel olarak bu kültürün ve medeniyetin içinde kök salmış bir yaklaşımdır. Dolayısıyla toplumumuzun her kesiminden insanların bu değerler ve prensiplere gönül vermesi destek olması hakkıdır ve meşrudur.</p>
<p>Bu açıdan devlet bürokrasisinde de Hizmet Hareketi&#8217;ne gönül vermiş insanların olması gayet doğaldır. Kaldı ki kanun ve yönetmelikler çerçevesinde kendi devletinde görev yapmanın ‘devleti ele geçirme’ veya ‘sızma’ şeklinde algılanması insafsızlık olacaktır.</p>
<p>Üstelik bu manasız isnattan dolayı Fethullah Gülen Hocaefendi yargılanmış ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunda oy birliği ile beraat etmiştir (Yargıtay 9. Ceza Dairesi 2007/6083 Esas-1328 Karar sayılı ve 05.03.2008 tarihli)</p>
<p><strong>Hizmet ve Basın Özgürlüğü</strong></p>
<p>Yakın zamanda yaptığı bir açıklamada Fethullah Gülen Hocaefendi, “İfade ve basın hürriyetinin geniş bir şekilde uygulanmasına taraftarım. Düşünceleri tamamıyla zıt bile olsa, kendi başlarına gelenleri -haksızlık ederek- benden dahi bilseler, onların da düşünce, fikir ve ifade hürriyetlerini, hür bir şekilde kullanmalarından tarafım” şeklinde çok açık bir pozisyon ortaya koymuştur. Hizmet bu açıklamalarda ifade edildiği üzere basın özgürlüğünü, ifade özgürlüğünün temel bir parçası olarak görür ve onun geniş bir şekilde uygulanmasına taraftardır.</p>
<p>Türkiye’de basın özgürlüğünün kullanılarak Hizmet’e neredeyse düzenli eleştiriler getirildiği unutulmamalıdır. Kamuoyuna mal olan her bir tartışmada bir şekilde Hizmet de eleştirilmektedir. Meselenin ne kadar trajikomik bir noktaya geldiğini göstermek için geçmişte Hizmet’i kamuoyu önünde eleştiren insanların bile ‘Gülen’e yakın adamlar’ olarak sunulduğunu hatırlamak yerinde olacaktır. Üzücü olan ise bu eleştiriler ortaya konulurken ve bu arada Hizmet’e gönül veren insanlar zan altında bırakılırken hiç bir somut delil, adres yahut bir isim zikredilmemektedir.</p>
<p>Öte yandan, değişik platformlarda Hizmet’in ‘devlete sızmış bazı insanlar üzerinden intikamcı duygularla gazetecileri hedef aldığını’ iddia edenler, bu ithamlarını somut olarak adli mekanizmalarda ispatlamak ve haklarını aramakla mükelleftir. Bu kişilerin genel suçlayıcı ifadeler yerine somut iddialarla adli mercilere başvurması ve haklarını aramaları gerekir.</p>
<p>Nihayet, Hizmet’i eleştirmenin imkânsız ve riskli olduğunu iddia edenlerin her şeyden önce Türkiye’de Hizmet’i ve Fethullah Gülen’i en ağır biçimde tenkit eden onlarca kitabın basıldığını ve her gün değişik makalelerin kaleme alındığını bilmeleri gerekmektedir.</p>
<p>VATAN GAZETESİ, 5 NİSAN 2012, KAYNAK: AKTİFHABER.COM</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.politicalcity.biz/gulen-cemaati-akp-ile-taht-oyunlari-iddialari-hakkinda-ilk-kez-genis-bir-aciklama-yapti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İttihat ve Terakki&#8217;nin (Ergenekonun) Propaganda Yeteneği Üzerine</title>
		<link>http://www.politicalcity.biz/ittihat-ve-terakkinin-ergenekonun-propaganda-yetenegi-uzerine/</link>
		<comments>http://www.politicalcity.biz/ittihat-ve-terakkinin-ergenekonun-propaganda-yetenegi-uzerine/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 26 Mar 2012 11:07:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mmuratkasar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ergenekon]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[İç Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[İttihat ve Terakki]]></category>
		<category><![CDATA[Kara Propaganda]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.politicalcity.biz/?p=465</guid>
		<description><![CDATA[Ergenekon zihniyetinin 100 sene evvel İttihat ve Terakki Cemiyeti üzerindeki etkisi ve bu cemiyet vasıtasıyla Abdulhamit Han&#8217;ı tahtan indirmesi (hal edilmesi) üzerine ilginç bir video. İttihat Terakki&#8217;nin yaptığı propagandadan birisi de bir Tıbbıye talebesinin( GATA)  Sultan II. Abdulhamit tarafından Sarayburnu&#8217;ndan &#8230; <a href="http://www.politicalcity.biz/ittihat-ve-terakkinin-ergenekonun-propaganda-yetenegi-uzerine/">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<ul>
<li>Ergenekon zihniyetinin 100 sene evvel İttihat ve Terakki Cemiyeti üzerindeki etkisi ve bu cemiyet vasıtasıyla Abdulhamit Han&#8217;ı tahtan indirmesi (hal edilmesi) üzerine ilginç bir video. İttihat Terakki&#8217;nin yaptığı propagandadan birisi de bir Tıbbıye talebesinin( GATA)  Sultan II. Abdulhamit tarafından Sarayburnu&#8217;ndan denize atılmasıdır. Ne kadar tesadüfdür ki Demokrat Parti&#8217;nin iktidarının son yıllarında yapılan kara propagandada üniversitesi öğrencilerinin Et ve Balık Kurumu&#8217;nun kıyma makinalarından geçirildiği ve cesetlerinin asfalt yolların altına gömüldüğüdür.  Demek ki her dönem  basın yayını kullanarak halkı yönlendirebilen bir yapı. Ayrıca, 2007 yılında  Cumhuriyet gazetesinin TV reklamlarında, &#8220;Tehlikenin farkında mısınız?&#8221; repliğini  de unutmamak gerekir. İzlemek için tıklayınız:                                                                                 <a title="Ergenekon Zihniyeti ve Kara Propaganda" href="http://videonuz.ensonhaber.com/izle/31-mart-vakasi-ses-kaydi-ilk-kez-yayinlandi" target="_blank">http://videonuz.ensonhaber.com/izle/31-mart-vakasi-ses-kaydi-ilk-kez-yayinlandi<br />
</a></li>
</ul>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.politicalcity.biz/ittihat-ve-terakkinin-ergenekonun-propaganda-yetenegi-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>TESEV DEMOKRATİKLEŞME PROGRAMI YENİ ANAYASA SÜRECİNİ İZLEME ÇALIŞMALARI</title>
		<link>http://www.politicalcity.biz/tesev-demokratiklesme-programi-yeni-anayasa-surecini-izleme-calismalari-besiktas-istanbul-mustafa-murat-kasar/</link>
		<comments>http://www.politicalcity.biz/tesev-demokratiklesme-programi-yeni-anayasa-surecini-izleme-calismalari-besiktas-istanbul-mustafa-murat-kasar/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 03 Mar 2012 12:29:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mmuratkasar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anayasa Çalışmaları]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[İç Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Siyasi Partiler]]></category>
		<category><![CDATA[AHİM]]></category>
		<category><![CDATA[Bireysel Özgürlükler]]></category>
		<category><![CDATA[Demokratik Katılım]]></category>
		<category><![CDATA[TESEV]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Anayasa Çalışmaları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.politicalcity.biz/?p=420</guid>
		<description><![CDATA[BASIN TOPLANTISI VE PANEL CONRAD OTELİ, İSTANBUL,  02 MART 2012 Bugün, TESEVin (Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı) ev sahipliğinde yeni anayasa sürecini izleme komitesi Conrad Otel’inde-Beşiktaş, İstanbul- basın toplantısı düzenledi ve sonrasında panel gerçekleştirdi. Basın toplantısının onur konuğu TBMM &#8230; <a href="http://www.politicalcity.biz/tesev-demokratiklesme-programi-yeni-anayasa-surecini-izleme-calismalari-besiktas-istanbul-mustafa-murat-kasar/">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>BASIN TOPLANTISI VE PANEL</strong></p>
<p><strong>CONRAD OTELİ, İSTANBUL, </strong></p>
<p><strong> 02 MART 2012</strong></p>
<p>Bugün, TESEVin (Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı) ev sahipliğinde yeni anayasa sürecini izleme komitesi Conrad Otel’inde-Beşiktaş, İstanbul- basın toplantısı düzenledi ve sonrasında panel gerçekleştirdi. Basın toplantısının onur konuğu TBMM Başkanı Cemil Çiçek’ti. Panel katılımcılarıysa Etyen Mahçupyan, Tülin Bumin, Ferhat Kentel, Ferhat Boratav ve Mehmet Uçum’du. Basın toplantısını ve paneli izlemek için farklı meslek gruplarında insanlar katıldı. Prof. Dr. Levent Köker, Emre Aköz, Can Paker, Mehmet Kabasakal vbz. göze takılanlardan birkaçıydı.</p>
<p>Meclisteki yeni anayasa komitesinin yaptığı çalışmaları <a title="Anayasa İzleme" href="http://www.anayasaizleme.com/" target="_blank">www.anayasaizleme.com</a> websitesinden takip edebilirsiniz. İlgili site komitenin çalışmalarını günü gününe takip etmektedir. Yazının geri kalan kısmında katılımcıların altını çizdiği ana maddeleri sunacağım.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.politicalcity.biz/wp-content/uploads/02032012246.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-423" title="TESEV Toplantısı TBMM Başkanı Cemil Çicek" src="http://www.politicalcity.biz/wp-content/uploads/02032012246-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a></p>
<p><strong>TOPLANTI VE PANELDEN SATIRBAŞLARI:</strong></p>
<p><strong>Prof. Dr. Levent Köker</strong></p>
<ul>
<li>Türkiye tarihinde ilk defa toplum kendi anayasasını yapma arzusundadır. Bundan dolayı insanlarda isteksizlik ve şüphecilik var. Mevcut mevzuattan dolayı insanlar kendi fikirlerini belirtmede isteksiz davranmakta ve kanaatlerini çekinerek vermektedirler.</li>
</ul>
<p><strong>TBMM Başkanı Cemil Çiçek</strong></p>
<ul>
<li>Anayasa yapımı kavga potansiyeline sahiptir.</li>
<li>60 yıllık çok partili siyasi hayatta 17 defa anayasa değişim yapıldı. Ortalama her yıl anayasanın bir kısmı değiştirildi.</li>
<li>1980 Anayasası güvenlik refleksiyle hazırlanan bir anayasadır. Devleti koruma güdüsüyle hareket edilmiş, bireysel hak ve özgürlükler ikinci plana itilmiştir.</li>
<li>Türkiye AHİM’in (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi) yargı üzerindeki vesayetini kabul eden bir ülkedir ve AHİM’de en fazla insan hakları ihlal dosyası olan ülkedir.</li>
<li>Anayasa yapımı aşamasında Yargıtay’a önemli görevler düşmektedir. Eğer Yargıtay uygun ve makul içtihat alırsa, hakim ve savcılar da bunlara uygun karar alırlar.</li>
<li>Türkiye’de erkler (yasam, yargı ve yürütme) arasında uyum sıkıntısı vardır. Birbirlerinin alanlarına nüfuz ihlali yapmaktadırlar.</li>
<li>Halk yeni anayasa hususunda taleplerini- kendisinde beklenilmeyecek atiklikle- aktif bir şekilde ifade edip, taleplerini beyan etmektedir.</li>
<li>Bu meclis yeni anayasayı hazırlayabilir. %95 temsil kabiliyetine sahiptir ve meşrudur. Bazı kesim ve şahısların iddia ettiğinin aksine TBMM gayet rahatlıkla anayasa hazırlayabilir.</li>
<li>Uzlaşma komisyonu halkın katılımıyla çalışmalarını sürdürecektir.</li>
<li>Medya, anayasa çalışmalarına istenilen düzeyde desteğini vermemiştir.</li>
<li>Halkın görüşlerini almaya çalışıyoruz. 1 Mayıstan itibaren gelen sorular sonucunda madde yazımı yapılarak, taslak metin yazılacak ve bu kamuoyunun değerlendirmesine sunulacak.</li>
<li>Anayasa yapımının  2012 yılı sonu itibariyle bitirilmesi hedefleniyor.</li>
</ul>
<div style="text-align: center;"><span style="font-size: 16px; line-height: 24px;">              <a href="http://www.politicalcity.biz/wp-content/uploads/02032012250.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-424" title="TESEV ANAYASA SÜRECİ BİLGİLENDİRME PANELİ" src="http://www.politicalcity.biz/wp-content/uploads/02032012250-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a></span></div>
<p>&nbsp;</p>
<div id="oroll_video_1331040069095" style="padding-left: 90px;" title="{vname:'video', title:'Çiçek TESEV’de anayasayı anlattı', file:'http://www.focushaber.com/video_dosya/flv/cicek-tesev-de-anayasayi-anlatti-15283.flv', type:'flv', rtmpserver:'', isLive:false, duration:-1, keywords:'Çiçek,TESEV’de,anayasayı,anlattı,Cemil Çiçek,anayasa,tbmm', width:460, height:360, background:'#FFFFFF', transparent:true, autoscreenshot:true, screenshot:'http://www.focushaber.com/video_dosya/tumbnail/b/cicek-tesev-de-anayasayi-anlatti-15283.jpg', showSearch:false, showEmbedCode:true, showSuggestions:true, subtitle:'', scale:'fit', showGetLink:false, showtooltips:true, suggestion_path:'http://www.focushaber.com/include/coolshark/suggestion.php?id=15283', search_path:'', callback_videoStart:'', logoLink:'', category:'', showLogo:false }">video</div>
<p><script type="text/javascript" language="javascript" src="http://static.oroll.com/embed.js?embed=1331040069095&amp;embed_base_url=http%3A//www.focushaber.com/videogaleri/cicek-tesev-de-anayasayi-anlatti-v-15283&amp;embed_base_site=143&amp;p_type=flash&amp;skin_back=black&amp;skin_buttons=black&amp;logo=http%3A//static.oroll.com/skins/_logo/default.swf"></script><br />
MUSTAFA MURAT KASAR, ULUSLARARASI İLİŞKİLER VE SİYASET BİLİMİ  Ph.D ADAYI, 02 MART 2012, BEŞİKTAŞ, İSTANBUL</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.politicalcity.biz/tesev-demokratiklesme-programi-yeni-anayasa-surecini-izleme-calismalari-besiktas-istanbul-mustafa-murat-kasar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
<enclosure url="http://www.focushaber.com/video_dosya/flv/cicek-tesev-de-anayasayi-anlatti-15283.flv" length="28079903" type="video/x-flv" />
		</item>
		<item>
		<title>Ermeni Hocalı Katliamını Anma Mitingi, Taksim Meydanı, İstanbul, 26 Şubat 2012</title>
		<link>http://www.politicalcity.biz/ermeni-hocali-katliami-anma-mitingi-taksim-meydani-istanbul-26-subat-2012/</link>
		<comments>http://www.politicalcity.biz/ermeni-hocali-katliami-anma-mitingi-taksim-meydani-istanbul-26-subat-2012/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 27 Feb 2012 13:48:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mmuratkasar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dış Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Ermeni Diyasporası]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[İç Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Hocalı katliamı]]></category>
		<category><![CDATA[İnsanlığa Çağrı]]></category>
		<category><![CDATA[Taksim Mitingi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.politicalcity.biz/?p=399</guid>
		<description><![CDATA[         Dün binlerce insanının  katılımıyla Hocalı katliamı mağdurlarını anmak adına Taksim meydanında miting tertip edildi. Havanın güzel olmasıyla binlerce şuurlu yurttaşımız unutturulmaya çalışılan katlıamı telin etti. Ermeni diyasporasının geçtiğimiz aylarda yavuz hırsız ev sahibini bastırır misali 1917 yılında meydana gelen Ermeni &#8230; <a href="http://www.politicalcity.biz/ermeni-hocali-katliami-anma-mitingi-taksim-meydani-istanbul-26-subat-2012/">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;">         Dün binlerce insanının  katılımıyla Hocalı katliamı mağdurlarını anmak adına Taksim meydanında miting tertip edildi. Havanın güzel olmasıyla binlerce şuurlu yurttaşımız unutturulmaya çalışılan katlıamı telin etti. Ermeni diyasporasının geçtiğimiz aylarda yavuz hırsız ev sahibini bastırır misali 1917 yılında meydana gelen Ermeni tehcirini suistimal ederek Fransa&#8217;da Ermeni tasarısını parlamentoda geçirmesi Türkiye&#8217;de büyük infial yaratmıştı. Acaba Ermeni diyasporası Azeri soydaşlarımıza karşı yapılan asker sivil ayrımı gözetmeksizin kadın ve çocuklarının öldürüldüğü Hocalı katliamı hakkında ne yaptı? Veya ne düşünmektedir? Aşağıdaki videodan mitingdeki canlılığı ve çoşkuyu görebilirsiniz.</p>
<p><iframe width="640" height="360" src="http://www.youtube.com/embed/A2RZkP9m0O8?fs=1&#038;feature=oembed" frameborder="0" allowfullscreen></iframe></p>
<p style="text-align: left;"><a href="http://www.politicalcity.biz/wp-content/uploads/Taksim-Mitingi-26-şubat-2012.jpg"><img class="aligncenter  wp-image-400" title="Taksim Mitingi 26 şubat 2012" src="http://www.politicalcity.biz/wp-content/uploads/Taksim-Mitingi-26-şubat-2012-1024x768.jpg" alt="Azeri Mitingi 26 Şubat 2012" width="500" height="500" /></a>MUSTAFA MURAT KASAR, Ph.D ADAYI, 26 ŞUBAT 2012 TAKSİM, İSTANBUL</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.politicalcity.biz/ermeni-hocali-katliami-anma-mitingi-taksim-meydani-istanbul-26-subat-2012/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>The Role of the Military in Turkish Politics:   To Guard Whom and From What?</title>
		<link>http://www.politicalcity.biz/the-role-of-the-military-in-turkish-politics-to-guard-whom-and-from-what/</link>
		<comments>http://www.politicalcity.biz/the-role-of-the-military-in-turkish-politics-to-guard-whom-and-from-what/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 24 Feb 2012 09:28:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>bgmbrk</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[İç Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Askeri Müdahale]]></category>
		<category><![CDATA[Miltarizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.politicalcity.biz/?p=397</guid>
		<description><![CDATA[Begüm Burak “The Turkish Armed Forces are the most effective guarantor of the Republic in Turkey, which is a secular, social, and lawful state.” Ex-Chief of Staff, İsmail Hakkı Karadayı Abstract This paper tries to reveal the chief determinants of &#8230; <a href="http://www.politicalcity.biz/the-role-of-the-military-in-turkish-politics-to-guard-whom-and-from-what/">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Begüm Burak</strong></p>
<p>“The Turkish Armed Forces are the most effective<br />
guarantor of the Republic in Turkey, which is a<br />
secular, social, and lawful state.” Ex-Chief of Staff,<br />
İsmail Hakkı Karadayı</p>
<p><strong>Abstract</strong><br />
This paper tries to reveal the chief determinants of the Turkish Armed Forces’<br />
(TAF) role in political sphere. In order to shed a light upon the “guardian” role of the<br />
TAF for the secular nation-state in general and the Kemalist ideology in particular; the<br />
historical, theoretical as well as legal and institutional traits of the military interventions<br />
in Turkey will be analyzed. As already known, Turkish military played a key role in the<br />
nation-building process, hence the modernization era was also stimulated by the<br />
Army. It can be argued that, having a role like this, the military elites from the very<br />
beginning of the Republican era up to present, have not been experiencing any<br />
appreciable difficulties in placing themselves in the political life. Unlike its<br />
counterparts, the Turkish Army has a considerable amount of political and institutional<br />
autonomy which ultimately leads to emphasize its role in guarding the state from<br />
“internal enemies”. This term of “internal enemy” refers to political Islam and Kurdish<br />
movement, and from time to time the TAF exercise direct and / or indirect political<br />
authority to a variety of extents. The question of why the military elites still regard<br />
themselves as the only guarantor of the Turkish state is a crucial one to be answered.<br />
The role of the civilians, the political culture, historical background, socio-cultural<br />
structure, level of economic development and legal regulations of Turkey, all to some extent affect that role of the Army. Here I argue that multidimensional factors are determinant in shaping the military’s role in politics. In addition to that, by regarding the Islamic and Kurdish identities as security issues, the military gives itself the role of guardianship of the Turkish state too. The major argument of the paper is that, the Turkish Army protects the Turkish State from the Turkish nation in the context of “internal enemy” thanks to its so-called guardianship role of the Turkish State. Key Words: Turkey; Military Intervention; Turkish Army; Kemalism; Internal Enemy; Guardianship</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.politicalcity.biz/the-role-of-the-military-in-turkish-politics-to-guard-whom-and-from-what/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>MİT&#8217;TE &#8216;MEZHEPSEL&#8217; KADROLAŞMA !</title>
		<link>http://www.politicalcity.biz/mitte-mezhepsel-kadrolasma/</link>
		<comments>http://www.politicalcity.biz/mitte-mezhepsel-kadrolasma/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 20 Feb 2012 14:42:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mmuratkasar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[İç Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Proje]]></category>
		<category><![CDATA[MEZHEPSEL KADROLAŞMA]]></category>
		<category><![CDATA[MİT]]></category>
		<category><![CDATA[MOSSAD]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.politicalcity.biz/?p=380</guid>
		<description><![CDATA[Taraf&#8217;tan Mehmet Baransu, MİT&#8217;teki &#8216;Kavganın asıl nedeni ne?&#8217; sorusuna yanıt aradığı analizinde çarpıcı iddialara yer verdi. - Ordu, yargı ve MİT&#8217;te mezhepsel kadrolaşma - MİT, MOSSAD ilişkisi - Yeni Devlet modeli ve örgütlenmesi - Bugün Hakan Fidan&#8217;ın yanında görünenlerin dünkü &#8230; <a href="http://www.politicalcity.biz/mitte-mezhepsel-kadrolasma/">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Taraf&#8217;tan Mehmet Baransu, MİT&#8217;teki &#8216;Kavganın asıl nedeni ne?&#8217; sorusuna yanıt aradığı analizinde çarpıcı iddialara yer verdi.</p>
<p>- Ordu, yargı ve MİT&#8217;te mezhepsel kadrolaşma</p>
<p>- MİT, MOSSAD ilişkisi</p>
<p>- Yeni Devlet modeli ve örgütlenmesi</p>
<p>- Bugün Hakan Fidan&#8217;ın yanında görünenlerin dünkü faaliyetleri</p>
<p>- Uludere faciasının perde arkası</p>
<p>- MİT tartışmalarının ardında MOSSAD olduğu kara propagandasıyla amaçlanan</p>
<p>- Tasfiye operasyonlarının amacı</p>
<p>- İktidar yanlısı gazete ve gazetecilerin suskunluğu</p>
<p>İşte Baransu&#8217;nun dikkat çeken analizi:</p>
<p>Yıl 1996. Türk Silahlı Kuvvetleri içinde bir grup, “yaklaşan tehlikeye” karşı bir karar almış ve alınan karar adım adım uygulamaya konmuştu. “İrticanın Taktik Resmi” adı altında, toplum fişlenmeye başlandı. Başını Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nın çektiği bu grup, Orgeneral Çevik Bir’in de içinde olduğu yapılanmayla, Jandarma ve Kara Kuvvetleri Komutanlığını da harekete geçirdi.</p>
<p>Askerin yanı sıra harekete geçen bir kurum daha vardı; MİT. Benzer bir çalışma orada da yürütülüyordu. Ordu ve Yargı içerisine çöreklenmiş “mezhepsel” yapılanmanın benzeri, başta dindarları olmak üzere, milliyetçileri ve ülkenin “ötekilerini” raporluyor, hazırlanan raporlar tek elde toplanıyordu.</p>
<p>Yapılan tam bir cadı avıydı.</p>
<p>Bu ekibe en büyük destek ise İsrail’den yani MOSSAD’dan geliyordu. Türkiye, İsrail’in güdümüne girmeye başlıyordu. Askerî anlaşmalar ve ilişkiler, TSK’yı İsrail çizgisine sokmuştu. MOSSAD da bu süreçte Milli İstihbarat Teşkilatı’yla yoğun bir mesaiye başlamıştı. İlişki o kadar ileri noktalara gitmişti ki, MİT’in Maltepe’de bulunan arşivleri yabancı bir istihbarat servisine açılmış, bunda bir mahsur görülmemişti.</p>
<p>Asker, İsrail’le kurduğu ilişkinin ardından, TSK’da yeni bir örgütlenme modelini seçmiş, benzer bir örgütlenme MİT’e de sıçramıştı. “Mezhepsel” örgütlenme modelini orada da hayata geçirilmeye başlandı.</p>
<p>Cadı avı da sürekliliğe dönüştü.</p>
<p>Hazırlanan raporlar, “güvenlik soruşturması” adı altında, başta MGK olmak üzere siyasilerin önüne kondu. Tasfiye operasyonlarıyla, devlet kendilerinin kontrolünde bir örgütlenme modeliyle “yeniden” oluşturulmaya başlandı.</p>
<p>“Kemalizm” ve “Atatürkçülük” ise bu mezhepsel örgütlenmenin arkasına saklandığı argüman oldu. “Bin yıl sürecek” yeni devlet modeli ve örgütlenmesi planlandığı gibi adım adım uygulamaya kondu.</p>
<p>Hazırlanan bu raporlardan bazıları 2000’li yılların başında koalisyonda bulunan bir bakanın eline geçti. Islak imzalı raporlardan birinde aynen şu ifadeler yer almıştı. “&#8230; mezhebinden olup, devletin önemli kurum ve kuruluşlarında görev almasında, devletin gizli belgelerini görmesinde sakınca yoktur.” “Annesi başörtülü olup, devletin önemli kurum ve kuruluşlarında görev almaması&#8230;”</p>
<p>Bu ve buna benzeri raporlar, bakan tarafından Milli Güvenlik Kurulu toplantısında dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in önüne kondu. Raporların altında imzası bulunan MİT üst düzey yetkilisi görevden alındı. Medyaya ise üst düzey yetkilinin yurtdışına tayininin çıktığı açıklandı. Kısa süre sonra da aynı isim emekliliğe ayrıldı.</p>
<p>Ancak emekli olmasına rağmen, 20’nin üzerinde yakın akrabasını MİT’e yerleştirmiş, 1996’nın sonunda hızla hayata geçirdiği “mezhepsel” örgütlenme içinde yer alanlar da MİT’te üst düzey yönetici pozisyonuna gelmişti. 1970’lerin ortasında başlayan çalışma, 28 Şubat sürecinin olağanüstü dönemiyle ivme kazanmış, “devlet ele geçirilmişti”. Ekip kurumda etkin pozisyonunu halen koruyor. Ekibin içinde yer alan bazı isimlerin yakın akrabaları ise, bazı terör örgütleri içinde üst düzey yöneticiler.</p>
<p>Bu ekip, 27 Nisan muhtırası başta olmak üzere, AK Parti’ye kapatma davası açılmasında da askere “gerekli lojistik desteği” verdi. Bugün Hakan Fidan’ın yanında görünerek, kendilerine yönelecek “tehlikeyi” bertaraf etme hesapları içerisindeler. Uludere faciasının perde arkasında da bu ekibin izlerinin ortaya çıkacağını sanırım tüm Türkiye görecek.</p>
<p>Bu ekibin yeni argümanı ise MOSSAD. MİT’le ilgili son tartışmaların arkasında MOSSAD olduğu kara propagandasını gazeteciler üzerinden yayarak, kendilerini ve hukuksuz işlemlerini koruma kalkanı altına almaya çalışıyorlar. Siz bugün bakmayın MİT süreciyle ilgili iktidar yanlısı kalemlerin MOSSAD vurgusuna. 15 yıldır kimin MOSSAD adına ne işler yaptığı, devletin hafızasında ve bu hafıza bir gün ortaya çıkacak. Bu ekip de tıpkı Ergenekoncu, Balyozcular gibi yargı önünde yaptıklarının hesabını verecek.</p>
<p>Geçmişte yaptıkları hukuk dışı faaliyet gibi, bugünlerde aldıkları emir sonucu yeniden fişleme raporları hazırlamaya başladılar. Hesap vermemek için de tasfiye operasyonuna hız verdiler. Devletteki kavgaya bu açıdan bakın derim. Çünkü, fişledikleri isimlerin eli temizken, kendilerinin ve siyasetçilerin eli bir o kadar kirli.</p>
<p>Şu soruyu kendinize sorun. Kamu İhale Kurumu’ndaki hırsızlık ve rüşveti, iktidar yanlısı gazeteler ve gazeteciler neden görmüyorlar? MOSSAD argümanına sarılmalarının nedeni ne? Yoksa kendilerine bir emir verildi de eli kirli olanların ortaya çıkmaması için farklı argümanlara mı sarılıyorlar? Tıpkı 28 Şubatçılar gibi&#8230;</p>
<p>MEHMET BARANSU, TARAF GAZETESİ, 20 Şubat 2012<br />
<?php wp_pagenavi(); ?></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.politicalcity.biz/mitte-mezhepsel-kadrolasma/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>MİLLİ  SAVUNMA SANAYİMİZİ KİMLER ENGELLEDİ?</title>
		<link>http://www.politicalcity.biz/milli-savunma-sanayimizi-kimler-engelledi/</link>
		<comments>http://www.politicalcity.biz/milli-savunma-sanayimizi-kimler-engelledi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 27 Dec 2011 05:16:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mmuratkasar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cumhuriyetin Sanayileşme Çabaları]]></category>
		<category><![CDATA[İç Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma Sanayisi]]></category>
		<category><![CDATA[Milli Savunma Sanayisi]]></category>
		<category><![CDATA[Yerli Hainler]]></category>
		<category><![CDATA[Yerli Tabanca]]></category>
		<category><![CDATA[Yerli Top Mermisi]]></category>
		<category><![CDATA[Yerli Tüfek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.politicalcity.biz/?p=366</guid>
		<description><![CDATA[Aziz Üstel Star gazetesinde bugünkü köşesinde yok edilen bir sanayi tesisiyle ilgili bir olayı gündeme getirdi. Üstel 1940&#8242;lı yıllarda faaliyetini sürdüren ve 1949&#8242;da yerle bir edilen ilk yerli savunma sanayii tesisinin hikayesini köşesine taşıdı. Silah fabrikalarımı kimler havaya uçurdu! 26 Aralık 2011 Pazartesi &#8230; <a href="http://www.politicalcity.biz/milli-savunma-sanayimizi-kimler-engelledi/">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Aziz Üstel Star gazetesinde bugünkü köşesinde yok edilen bir sanayi tesisiyle ilgili bir olayı gündeme getirdi. Üstel 1940&#8242;lı yıllarda faaliyetini sürdüren ve 1949&#8242;da yerle bir edilen ilk yerli savunma sanayii tesisinin hikayesini köşesine taşıdı.</p>
<p><strong>Silah fabrikalarımı kimler havaya uçurdu!</strong></p>
<p>26 Aralık 2011 Pazartesi Nuri Killigil kimdir bilir misiniz? Azerbaycan’ı İngiliz ve Rus destekli Ermeni işgalcilerin elinden kurtaran, Kafkas İslam Ordusu Komutanı, Birinci Dünya Savaşı’nda <strong>“tek ileri harekatı gerçekleştiren”,</strong> Enver Paşa’nın kardeşi Nuri Paşa’dır!</p>
<p>Mondros Mütarekesi sonrasında silahını bırakıp Almanya’ya yerleşir, 1938’de Türkiye’ye dönüp Zeytinburnu’nda kurduğu fabrikada “<strong>mutfak eşyaları</strong>” üretimine başlar. Ama<strong> fabrikada yarı otomatik 9 mm.’lik tabanca ve mermi üretmektedir</strong> aslında. Türk Ordusu tabancaları çok beğenir ve siparişler birbirini kovalar. Nuri Killigil, fabrikayı Sütlüce’ye taşır, çünkü gerçek anlamda bir savunma sanayi kurmaktır amacı. Sütlüce’ye taşındıktan kısa bir süre sonra, ordunun havan topu, mermisi, piyade tüfeği mermisi ve kapsül ihtiyacını karşılamaya başlar. Sırada top, top mermisi, ufukta da tank vardır.</p>
<p>İşler yolundadır. Nuri Killigil, mühendis arkadaşları ve teknisyenleriyle birlikte gecesini gündüzüne katarak çalışmaktadır. Derken Mısır’dan yüklüce bir sipariş alır. Siparişi teslim edince gelecek parayla top ve top mermilerini devreye sokmayı tasarlamaktadır. Yani Türkiye’de ilk savunma sanayinin temelleri Sütlüce’de, gerçekten de atılmaktadır! Mısır’dan gelen siparişe bir de Ürdün’den piyade mermisi, 9 mm’lik tabanca ve kapsül istekleri eklenir.</p>
<p>Tam bu sırada, 1948 yılında kurulan İsrail Devleti’yle Mısır ve Ürdün arasında yer yer çatışmalar başlamıştır. Nuri Killigil’in bunlarla bir ilgisi yoktur elbet; o aldığı siparişleri yetiş</p>
<p>tirmeye çalışmaktadır. Ancak, 2 Mart 1949 tarihinde İstanbul müthiş bir patlamayla sarsılır. Laf aramızda, 1949 yılı Türkiye’de gerek uçak sanayinin gerekse de savunma sanayinin köküne kibrit suyu ekilmesinden dolayı ilginç bir yıldır! Neyse, patlama, Sütlüce’deki fabrikanın kimyahanesinde olmuştur. Alevler cephane deposuna sıçrar, mermiler, yani Türk ordusuna, Mısır ve Ürdün’e gidecek piyade havan mermileri yanmaya ardından da patlamaya başlar. Nuri Killigil fabrikadadır. Ve feci bir biçimde, 26 arkadaşıyla birlikte yanarak ölür. Patlamalar sabaha kadar sürer. Ertesi gün kara dumanlar Galata’dan görülmektedir. Polis yanmış fabrikanın çevresini kordon altına alır. İçişleri Bakanı Ankara’dan gelir apar topar ve soruşturmanın başına geçer. Ama hiçbir sonuca ulaşılamaz.</p>
<p>Patlamaların siyasi bir sabotaj olduğu söylentisi yayılır. Soruşturmanınsa örtbas edildiği fısıldanmaktadır. TBMM’de bazı milletvekilleri hükümete soru önergesi vererek, fabrikanın nasıl ve kimlerce havaya uçurulduğunun açıklanmasını ister. Ve 23 Mart’ta kapalı celsede Başbakan kürsüye gelerek açıklamalarda bulunur; ne anlattığıysa bu gün bile devlet sırrıdır!</p>
<p>Nuri Paşa’nın yanmış birkaç parça giysisi bulunur ancak. Ve bunlar bir tabuta konarak toprağa verilir. Fabrika bir daha açılmamak üzere yanmış, kül olmuştur. Üretilen tabancalardan biri, Nuri Paşa’nın varislerince Harbiye Askeri Müzesi’ne teslim edilir; bu gün yolunuz düşerse silahı orada görebilirsiniz. Uçak sanayinin ardından savunma sanayimizin temel taşı da un-ufak edilip toprağa gömülmüştür. Neden?</p>
<p>İşte geçmişimiz sorgulayalım derken bunlardan söz ediyorum. Bize yutturulan palavraları bir yana bırakıp, büyük çoğunluğu sır perdesiyle örtülü yakın geçmişimizi iyice araştırmaz ve öğrenmezsek geleceğe güvenli adımlarla yürüyemeyiz arkadaş.</p>
<p>AZİZ ÜSTEL, STAR GAZETESİ, 26.12.2011</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.politicalcity.biz/milli-savunma-sanayimizi-kimler-engelledi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>FAİZ LOBİSİNİN SON KOZU TERÖR</title>
		<link>http://www.politicalcity.biz/faiz-lobisinin-son-kozu-teror/</link>
		<comments>http://www.politicalcity.biz/faiz-lobisinin-son-kozu-teror/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 Jul 2011 08:40:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mmuratkasar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[İç Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[faiz lobisi]]></category>
		<category><![CDATA[reyting kuruluşları]]></category>
		<category><![CDATA[terör]]></category>
		<category><![CDATA[Tüsiad]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.politicalcity.biz/?p=347</guid>
		<description><![CDATA[Faiz lobisinin son kozu terör Süleyman Yaşar reyting kuruluşlarının Türkiye&#8217;nin notunu haksız biçimde BB&#8217;de tutmasının yıllık maliyetinin 14.5 milyar TL olduğunu söyledi. Reyting kuruluşlarının not arttırmamadaki bir gerekçesinin de Türkiye&#8217;deki kaotik ortam olduğunu söyleyen Yaşar; &#8220;Son dönemde artan terör olayları &#8230; <a href="http://www.politicalcity.biz/faiz-lobisinin-son-kozu-teror/">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h1><span style="color: #ff0000;">Faiz lobisinin son kozu terör</span></h1>
<h2 id="yui_3_2_0_5_1311580039604486">Süleyman Yaşar reyting kuruluşlarının Türkiye&#8217;nin notunu haksız biçimde BB&#8217;de tutmasının yıllık maliyetinin 14.5 milyar TL olduğunu söyledi. Reyting kuruluşlarının not arttırmamadaki bir gerekçesinin de Türkiye&#8217;deki kaotik ortam olduğunu söyleyen Yaşar; &#8220;Son dönemde artan terör olayları ile Eski Türkiye&#8217;nin devam etmesini isteyen &#8216;faiz lobisi&#8217;nin bağlantısı olduğunu&#8221; söyledi.</h2>
<p>Geçen hafta AB, Yunanistan&#8217;a ikinci kez yardım elini uzattı. İrlanda, İspanya, Portekiz hatta İtalya için kriz korkusu geçmiş değil. Reyting kuruluşları bu ülkelerin bazılarının oranlarını düşürdü. Önce Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, ardından Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı peş peşe iki uyarı yapınca, &#8220;kriz&#8221; gündem maddelerimizden birisi oldu.</p>
<p><span><em>Bu hafta Söyleşi-Yorum&#8217;da ekonomist Dr. Süleyman Yaşar ile konuştuk. Yaşar, ekonominin sadece göstergelerden ibaret olmadığını ve &#8216;Eski Türkiye&#8217; taraftarlarının bir silahının da ekonomi olduğunu dile getiriyor. Süleyman Yaşar ile reyting kuruluşlarında AB&#8217;deki krize, Türkiye&#8217;deki ekonomik ısınmadan terör-ekonomi ilişkisine kadar birçok konuyu konuştuk. Yaşar ile söyleşiden benim çıkardığım sonuç şu; Siyasal alanda yasadığımız aydınlanmanın benzerini iktisadi alanda yaşanması gerekiyor.</p>
<p></em><em> </em></p>
<p><strong>&#8220;Notumuz düşecek mi, artacak mı&#8221;, kritik zamanlarda hep bunu soruyoruz. Kimdir notumuzu arttırıp azaltanlar?</strong></p>
<p><strong> </strong>Notumuzu arttırıp azaltan reyting, derecelendirme kuruluşları dediğimiz kurumlardır.</p>
<p><strong>Ne yapar bu kurumlar?</strong></p>
<p><strong> </strong>Bunlar, yatırımcılara şirketler ve ülkeler hakkında yatırım yapılıp yapılamacağına, riskli olup olmadığına ilişkin rapor hazırlayan şirketlerdir.</p>
<p><strong>Bunlar mesela Türkiye&#8217;yi değerlendirirken neye bakıyorlar, ana gösterge nedir?</strong></p>
<p><strong> </strong>Ana gösterge ülkenin kamu maliyesinin borçlarını geriye ödeyip ödeyemeyeceğidir. O ülkedeki faiz oranı, doğrudan yatırım seviyesi reyting kuruluşlarının verdiği notlara göre belirleniyor. Profesyonel yatırımcılar bu kurumların ülke değerlendirme notlarına bakarak yön veriyorlar.</p>
<p><strong>Türkiye&#8217;nin notu nedir?</strong></p>
<p><strong> </strong>Türkiye&#8217;nin notu BB.</p>
<p><strong>Ne demek BB?</strong></p>
<p><strong> </strong>Yani yatırım yapılamaz. Bunun sonucu olarak hem devlet tahvillerine hem de doğrudan yatırım için daha az yatırımcı geliyor. Bunun çok önemli bir sonucu ülkedeki faiz hadlerinin yükselmesidir.</p>
<p><strong>Ne demek bu?</strong></p>
<p><strong> </strong>Türkiye&#8217;nin notunun BB olması yani borçlarını geriye ödemekte zorlanıyor sınıfında olması, risk primini yükseltiyor. Bu o ülkenin ödeyeceği faizin miktarını da arttırıyor.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">NOTUMUZ BB DEĞİL A OLMALI</span></p>
<p><strong>Faizi piyasa belirlemiyor mu?</strong></p>
<p><strong> </strong>Hayır. Bu faizin belirlenmesine reyting kuruluşları önemli etki yapıyor. Türkiye&#8217;nin notu BB. Bu şu demek, Türkiye 2011 yılında bütçeden 47.5 milyar TL faiz ödüyor. Türkiye&#8217;nin toplam stok borcu 475 milyar TL. Yani kamu, toplam borcun yüzde 10&#8242;u kadar faiz ödüyor. Halbuki Türkiye&#8217;nin notu BB değil A olsa ya da BB&#8217;nin üzerinde olsa, ülke risk primi düşeceği için faiz de düşecektir. Faizin yüzde 10&#8242;dan yüzde 7&#8242;ye düşmesiyle bütçedeki faiz ödemesi 47.5 milyardan 33 milyar TL&#8217;ye düşer ve 14.5 milyar TL bütçede kalır. Bu 14.5 milyar TL&#8217;ye neler yapılır biliyor musunuz? Tanesi 25 milyon TL&#8217;den 580 tane 500 kişiyi istihdam eden tekstil fabrikası kurabilirsiniz. Hastane, okul yapabilirsiniz, alt yapı yapabilirsiniz. 14.5 milyar TL sadece 1 yılda cebimizde kalacak paradır. 14.5 miyyar TL, reyting kuruluşunun notumuzu BB&#8217;de tutmasının bize yıllık maliyetidir.</p>
<p><strong>O zaman şunu sormak gerekiyor; Türkiye&#8217;nin notu BB mi olmalı?</strong></p>
<p><strong> </strong>Hayır Türkiye&#8217;nin notu BB&#8217;den daha iyi olmalı, bana kalırsa A olmalı. İsrail&#8217;in notu A. Türkiye İsrail&#8217;den daha iyi ekonomik yapıya ve göstergelere sahup olmasına reğmen notu düşük. Gelin bir karşılaştırma yapalım; İrlanda, Portekiz, düne kadar notu bizden yüksek olan Yunanistan. Bunların hepsinin notu A seviyesinde idi. Yani reyting kuruluşlarının ana göstergesi olan kamu borçlarını ödeyemeyen ülkeler. Ama notları A. Bu ülkeler kamu borçlarını ödeyemedikleri için IMF&#8217;den, AB&#8217;den para aldılar. Bu ülkelerin notu Türkiye&#8217;nin üzerinde. Düşünebiliyor musunuz, Tunus&#8217;un notu BBB, yani bizden yukarıda. Mısır&#8217;la notumuz aynı. Bu ülkelerde neler olduğunu biliyoruz. Türkiye&#8217;ye baktığınızda; bütçe açığı yüzde 3&#8242;ün altına inmiş, toplam borç yükü yüzde 96&#8242;dan yüzde 40&#8242;a gelmiş -ki bu alanda Avrupa&#8217;nın ve dünyanın en iyisi- bir ülke. Burada bir sorun var. Bu bir haksızlık, usulsüzluk ve yolsuzluk. Ve acı olan nedir biliyor musunuz, bunu yani Türkiye&#8217;nin notunun düşük olmasını içeriden de dışarıdan da destekleyenler var.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">FAİZ LOBİSİ DEĞİŞİM İSTEMİYOR</span></p>
<p><strong>Kim bunlar?</strong></p>
<p><strong> </strong>Yüksek faiz lobisi. Bakın son iki aydır bazı köşe yazarları, akademisyenler Türkiye&#8217;nin sürekli faiz arttırması gerektiğini söylüyorlar. Aynı şekilde yurt dışındaki FT, Economist gibi dergilerde Türkiye ekonomisi ile ilgili çıkan yazılarda hep aynı tema var; Türkiye faiz arttırmalıdır, Merkez Bankası geleneksel politikasının dışına çıktı şeklinde hep olumsuz yazılar var. Hâlbuki Merkez Bankası, Kasım 2010&#8242;dan bu yana doğru bir para politikası izliyor. Sıcak para girişini engellemeye çalışıyor. Geçmişte uygulanan &#8216;yüksek faiz, düşük kur politikası&#8217; ile ithalatı ucuz hale getirdi, ihracatın rekabet gücünü kırdı. Bu istihdamı da olumsuz etkiledi. Hep şikâyet edilen cari açığın oluşmasının nedeni de bu.</p>
<p>İhtiyacınız olan mal dışarıda ucuzsa bunu burada temin etmezsiniz, dışardan alırsınız. Merkez Bankası Kasım 2010&#8242;dan itibaren doğru politika izliyor. Son dönemde kurların yukarıya doğru hareketinin nedeni de. Bu ithalatı pahalı hale getiriyor, ihracatı rekabet gücü yüzünden kârlı hale getiriyor. Bunun bir sonucu da Türkiye&#8217;de ara mal üretimin artması ve issizliğin de kademeli olarak azalmasıdır. Bu değişim faiz lobisinin işine gelmediği için eleştiriyorlar.</p>
<p><strong>Ne diyor bu faiz lobisi?</strong></p>
<p><strong> </strong>Merkez Bankası alışılmış politikasına dönsün. Bunlar şunu göremiyor; AK Parti hükümeti bugüne kadar alışılmışın dışına çıktığı için başarılı oldu. Alışılmışın dışı şu; kamu bütçesi dağılımının değişmesi. Savunma harcamaları azalması, eğitim, sağlık harcamalarının artması. Yani fakirlerin yanında bir bütçe politikası izledi. Bunun olumlu sonuçlarını da gördü. Fert başına gelir 3 bin 400 dolardan 10 bin 600 dolar çıktı. Bu satın alma gücü paritesi açısından da 16 bin dolara takebül ediyor. Bu kamu maliyesi politikasının başarısıdır. Türkiye&#8217;nin ekonomik açıdan en büyük zaafı idi kamu maliyesinin kötü yönetilmesi. Şimdi bir adım daha atılmalı ki, onu da Başbakan Erdoğan söyledi.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">ERDOĞAN REEL FAİZ 0 OLACAK DEDİ KASTAMONU SALDIRISI OLDU</span></p>
<p><strong>Nedir o?</strong></p>
<p><strong> </strong>Reel faizlerin 0 (sıfır) olması. Türkiye&#8217;de faizler diğer ülkelere göre çok yüksek ama bu onlara yani faiz lobisine yetmiyor. Türkiye dünyada hem kısa hem uzun vadeye pozitif reel faiz veren birkaç ülke arasında bulunu-yor. Enflasyondan arındırılmış faiz anlamına gelen reel faizler dünyada, dolar, euro ve yen gibi para birimleri üzerinden negatif düzeyde seyrediyor. Güney Kore, İsrail, Malezya, Rusya dâhil pekçok ülke kısa vadede negatif reel faiz veri-yorlar. Bu bizde hâlâ pozitif. Türkiye yaklaşık yüzde 3&#8242;e yakın reel faiz ödüyor. Bu dünyanın hiçbir yerinde yok. Onun için bu kolay para kazanma düzeni bozulmasın diye feryat ediyor faiz lobisi.</p>
<p>Hatta size bir şey söyleyeyim. Başbakan reel faizin 0 (sıfır) olacağını söyledi, arkasından Başbakan&#8217;ın konvoyuna Kastamonu&#8217;da silahlı saldırı düzenlendi, bir polis öldü.</p>
<p><strong>Yani faiz lobisi ile terör arasında bağ mı var?</strong></p>
<p><strong> </strong>Bu komplo değil. Bunların faiz lobisi ile de bağlantısı var. Çünkü Türkiye&#8217;de kaotik bir ortam faizleri yükseltiyor. Dünyanın hiçbir yerinde kazanamayacakları parayı burada kazanıyorlar.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">LOBİ TÜRKİYE&#8217;NİN DEĞİŞİMİNİ İSTEMİYOR</span></p>
<p><strong>Açar mısınız bunu?</strong></p>
<p><strong> </strong>Reyting kuruluşlarına soruyorsunuz; Türkiye&#8217;nin kamu maliyesi yüzünden notu düşüktü şimdi kamu maliyesi iyi neden arttırmıyorsunuz notu? Cevap, evet kamu maliyesi düzeldi ama demokrasi açığı var. Anayasa değişikliği yapıldı, askeri ve yargı vesayeti bitiyor, yeni anayasa yapılacak, neden hâlâ not yükselmiyor? Bu kez cari açık var diyorlar. Cari açık kamunun değil özel sektörün diyorsunuz; bu kez etnik çatışma riskini yani terörü bahane ediyorlar. Bu yüzden faiz lobisinin ve reyting kuruluşlarının son kozu terör.</p>
<p>Seçimler bitti yeni anayasayı tartışmaya başlayacağız, ne oluyor, CHP Meclis&#8217;e gelmiyor, BDP boykot kararı alıyor. Böylece bilerek ya da bilmeyerek bu lobiye hizmet ediyorlar. Sonra bakıyorsunuz terör artıyor. Bunlar birbirinden bağımsız değil. Oyunun parçaları. Ben yüksek faiz lobisi ile terör olayları arasında ilişkinin olduğunu düşünüyorum. Çünkü kaotik ortam yaratıldığı zaman faizler yukarı doğru çekiliyor. Bu alışılmış düzeni değiştirmek istemiyorlar. Ben şunu da merak ediyorum.</p>
<p><strong>Neyi?</strong></p>
<p><strong> </strong>Özellikle içeride faiz artsın diye yazan konuşan köşe yazarları ve akademisyenler bir kez bile &#8220;neden Türkiye&#8217;nin notu artmıyor?&#8221; sorusunu sormuyorlar. Neden?</p>
<p><strong>Siz sordunuz mu onlar bu soruyu?</strong></p>
<p><strong> </strong>Sordum ama cevap alamadım. Ve şu kanaate vardım ki, faiz artsın diye yazan konuşanlar da bu faiz lobisinin adamları.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong><span style="color: #bb2222;">Ekonomideki ısınma büyümeyi gösteriyor</span></strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Türkiye ekonomisi ısındı diyor IMF. Isındı mı Türkiye ekonomisi?</strong></p>
<p><strong> </strong>Değil. İmalat sanayii kapasite kullanım oranı hâlâ düşük, hane halkı borçlanma oranı yüzde 17 gibi düşük bir seviyede. Tek risk gibi görülen şey cari açık. Ama o da devletin değil, özel sektörün. Özel sektör bu borçları alırken karşılık, teminat gösteriyor. Bankacılık sisteminde de risk yok. Üstelik şunu da belirtelim özel sektör borçlarından dolayı hiç kriz yaşanmamıştır Türkiye&#8217;de. Yine bakıyoruz sorunlu tüketici kredisi oranı yüzde 5&#8242;ler civarındaydı şimdi yüzde 2.9. Tüketici güven endeksi yükseliyor. Türkiye&#8217;de işsizlik oranı azalıyor. Öyle ki, 2008 dünya mali krizinin dış şoklarıyla 2009&#8242;da yüzde 16.1 seviyesine çıkan işsizlik, Mart 2011&#8242;de yüzde 10.8&#8242;e geriledi. Ayrıca fert başına gelir ve ücretler de reel olarak arttı. Bu da olumlu bir faktör. Kısaca bize ısındı diye yapılan eleştiriler, ısınmadan değil Türkiye&#8217;nin büyümesinden ve gelişmesinden kaynaklanıyor.</p>
<p><strong>Bu uyarıların anlamı nedir peki?</strong></p>
<p><strong> </strong>İyi giden, gelişen, zenginleşen bir ekonomide olması gerekenler bize risk olarak algılattırılıp faizleri yükseltmek istiyorlar. Cari açığın arttığı ileri sürülüyor. Oysa cari açığı faizleri yükselterek kapatamayız. Çünkü dünyada faizler çok düşük. Biz faizleri arttırdığımız takdirde daha çok sıcak para girişi olacak. Çünkü ABD&#8217;de işsizlik oranı en son verilere göre yüzde 9.2&#8242;ye yükseldi. Türkiye işte böyle bir dünyada iyi bir yolda ilerliyor. Kamu kesimi borçlanma gereği azaldığı için ekonomi daha hızlı gelişiyor. Fonlar daha verimli kullanılıyor. Bunu bir ısınma ve risk olarak algılamak ya da insanlara böyle algılatmaya çalışmak hiç doğru değil.</p>
<p><strong>Türkiye ekonomisinde hiç mi risk yok?</strong></p>
<p><strong> </strong>Var. Aşırı sıcak para girişi. Bunu önlemek gerekiyor. Çünkü, sizin paranızın değerini arttırıyor. İthalat ucuz hale geliyor. İhracatta rekabet gücünüzü kaybettiriyor, istihdamınızı azaltıyor. İşte yeni Merkez Bankası bunu gördü ve tedbir almaya başladı. Kurların yükselme eğilimi ile yıl sonuna doğru cari açığın düşeceğini umut ediyorum.</p>
<p><strong>Kurların yükselmesi bundan mı?</strong></p>
<p><strong> </strong>Evet. Dolar 1.65-1.75 arasında olursa cari açığın kapanması daha kolay olacaktır.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong><span style="color: #bb2222;">REYTİNG TEKELiNi KIRMALIYIZ</span></strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Söyleşinin başına dönersek, bu reyting kuruluşlarına da bir not vermek lazım sanırım. Açık ki Türkiye&#8217;ye bu konuda haksızlık yapılıyor. Notlara itiraz etme imkanı yok mu?</strong></p>
<p><strong> </strong>Bu firmaların en ünlüleri Standard and Poors, Moody&#8217;s ve Fitch. Bunlar ABD&#8217;li ve bunların notları dikkate alınıyor. Kanada, Dominik Cumhuriyeti bunları kendilerine haksız not verdiği gerekçesi ile dava etti. Bunlar da mahkemede kendilerini, ABD anayasasının verdiği düşünce özgürlüğüne istinaden fikrimizi söyledik, sorumluluk kabul etmiyoruz diyerek savundular. Ve davalar düştü. Ama bunların parayla not verdikleri, rapor yazdıkları da aşikar.</p>
<p>Kanada, Dominik Cumhuriyeti ve Almanya&#8217;nın iddiaları var. Avrupa Komisyonu Başkanı Barroso, Portekiz&#8217;in kredi notunu 4 kademe birden düşüren Moody&#8217;s'i &#8220;hatalı ve abartılı&#8221; bir değerlendirme yapmakla suçladı. Aynı şekilde Almanya Maliye Bakanı Wolfgang Schauble; &#8220;reyting kuruluşlarının tekelini yıkmalıyız&#8221; dedi. AB, bir reyting kuruluşu kurmak için harekete geçti. Çin bu firmalara güvenmediği için kendisi bir reyting kuruluşu kurdu. Ki bu kuruluşların en güvenilir dediği firmaların hepsi 2008 krizinde battı.</p>
<p><strong>Türkiye de kuramaz mı?</strong></p>
<p><strong> </strong>Ben bunu 5 yıldır söylüyorum. Geç kaldı. Eğer İstanbul finans merkezi olacaksa, Karadeniz Ekonomik İşbirliği, Balkan ülkeleri, İslam Konferansı ülkelerinin ortaklığı ile bir reyting ajansı kurulabilir. Biz de bu kuruluşların tekelini kırmalıyız.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong><span style="color: #bb2222;">Türkiye&#8217;de kısa vadede kriz çıkmaz</span></strong></p>
<p><strong></strong></p>
<p><strong>Avrupa&#8217;da iki yıldır kriz hali var. Euro ve AB&#8217;nin geleceği tartışılıyor. Nedir krizin nedeni?</strong></p>
<p><strong></strong>Buradaki temel sorun şu. Avrupa para birliğini oluşturan 17 ülkenin gelişmişlik düzeyi bir değil. Gelişmişlik düzeyleri farklı olan ülkelerin aynı para birimini kullanmaları sorun yarattı. Bir Alman işçi bir saatte 5 kalem üretip 5 euro alırken, Yunanistanlı işçinin bir saatte 1 kalem üretip 5 euro alması sorununun nedeni. Bu verimlilik farkı kamu maliyesine zaman içinde yük getirdi. Bunu borçlanarak finanse ettiler. Buna ek olarak askeri harcamaların artmasını vs de eklerseniz ortaya bu manzara çıkmaktadır. Bugün krizle anılan ülkelerin temel sorunu bu. Aslında AB&#8217;de tek paradan önce tek kamu maliyesine ve tek orduya gitmeli idi. O zaman AB ancak federatif bir model olabilirdi. Ki bunu Paul Krugman ve Milton Friedman yazmış ve söylemişti.</p>
<p><strong>Nasıl aşılacak kriz?</strong></p>
<p><strong></strong>Bir fon kurdular. Bu 1 trilyon euroya çıkacak bir fon. Krizde olan ülkeleri fonlayarak bir krizi aşacaklar. Bu noktada şunu söyleyebiliriz kısa vadede AB e euro çökmez. Çünkü AB&#8217;nin lokomotifi olan Almanya ve Fransa güçlü ve ekonomileri büyüyor. Krizde olan ülkeleri fonlayacaklar. Ama orta vadede ne olur bilemeyiz. Eğer bu krizdeki ülkeler içerdeki verimliliği arttırıp büyümeye başlamazlarsa o zaman daha büyük bir kriz kaçınılmaz.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">ALMANYA VE FRANSA KRİZE İZİN VERMEZ</span></p>
<p><strong>AB&#8217;de kısa dönemde kriz bekliyor musunuz?</strong></p>
<p><strong></strong>Hayır. Kısa vadede öyle bir tehlike yok.</p>
<p><strong>Peki olası kriz Türkiye&#8217;yi nasıl etkiler?</strong></p>
<p><strong></strong>Olumsuz. Türkiye AB&#8217;ye üye değil ama Gümrük Birliği üyesi. İhracatın yüzde 46&#8242;sı Avrupa&#8217;ya yapıyor. Kriz durumunda ihracat azalır, üretim azalır, istihdam düşer. Ama bu Türkiye&#8217;yi yıkmaz.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">DÖVİZ GELİRİNİZ YOKSA DÖVİZLE BORÇLANMAYIN</span></p>
<p><strong>Ali Babacan&#8217;ın uyarısını nasıl okumalıyız?</strong></p>
<p><strong></strong>Ali Babacan&#8217;ın yaptığı sadece uyarıdır. Ve şunu söylemektedir özetle; döviz geliriniz yoksa dövizle borçlanmayın ve aşırı tüketimden kaçının. Bu nedense kriz kapıda, kriz geliyor gibi algılandı ve medya öyle sundu. Endişe yaratıldı. Ama bana göre bu endişe yersiz.</p>
<p><strong>Neden?</strong></p>
<p><strong></strong>Çünkü Türkiye&#8217;de imalat sanayii kapasite kullanım oranı yüzde 76&#8242;da. Halbuki 2008 kriz öncesinde bu oran yüzde 80, Nisan 2007&#8242;de ise yüzde 82 idi. Türkiye, Çin, Brezilya gibi ülkeler gelirleri artan ülkeler. Bu ülkelerde hem tüketim artıyor hem de tüketim kalıpları değişiyor. Bu yüzden bu ülkelerin vatandaşlarına harcamayın demeniz çok mantıklı değil. Bu açıdan uyarının dövizle borçlanmayın kısmı doğru ama harcamayın kısmı doğru olmamıştır. İç pazarın daralmasına yol açabilir.</p>
<p><strong></strong></p>
<p><strong><span style="color: #bb2222;">Artık halk için bütçe yapılıyor</span></strong></p>
<p><strong></strong></p>
<p><strong>Anladığım kadarıyla faiz lobisi için Merkez Bankası çok önemli&#8230;</strong></p>
<p><strong></strong>Tabii hem de çok. Hem statükocu İstanbul sermayesi için hem de faiz lobisi için önemli. Hatta AK Parti&#8217;ye kadar olan dönemde Merkez Bankası Başkanlığı dahil pek çok kritik pozisyona TUSİAD onayı olmadan kimse atanmazdı. Hatta 2006 yılındaki Merkez Başkanlığı krizini hatırlayın. Hükümet kendi istediği ismi Merkez Başkanı yapamadı çünkü TUSİAD karşı çıktı. Onunla birlikte medya da karşı çıktı. Dönemin Cumhurbaşkanı da veto etti. AK Parti daha yeni kendi istediği atamayı yapabildi.</p>
<p><strong>Neden önemli böyle pozisyonlar?</strong></p>
<p><strong></strong>Bütçe yapmak için. Statükocu sermayenin faaliyet dışı gelirlerin artırarak sürdürebilmesi için. Devletten para kazanmak için. Bunun için bu statükocu sermayenin sadece bürokrasi de değil, siyasette de adamları vardı. Ve bunlar sayesinde bütçeyi kendi istedikleri biçimde dağıtıyorlardı. Bunun bir ayağı da askeri vesayetti. Şimdi askeri, bürokratik ve yargı vesayeti azalınca AK Parti ilk defa sivil ve halkın önceliklerine göre bütçe yapmaya başladı, halkın öncelikleri-eğitim, sağlık, alt yapı- öne çıktı. Kendine solcu diyen partilerden daha solcu bir bütçe ve sol politikalar izliyorlar. Halkın seçtiği insanlar halkın yararına bütçe yapmaya başladılar. AK Parti&#8217;ye yeminli düşmanlık da bu düzenin bozulması ile başladı. O yüzden AK Parti&#8217;nin yaptığı hiçbir şeyi beğenmiyorlar. AK Parti gitsin de nasıl giderse gitsine oynuyorlar. Terörün artmasında da, reytingimizin yükselmemesinde de faiz lobisinin ilişkisi var.</p>
<p></span></p>
<p><span><strong>YAYIN TARİHİ: 25.07.2011</strong></span></p>
<p><span><strong>SÜLEYMAN YAŞAR, YENİ ŞAFAK GAZETESİ</strong></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.politicalcity.biz/faiz-lobisinin-son-kozu-teror/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

<!-- Dynamic page generated in 0.642 seconds. -->
<!-- Cached page generated by WP-Super-Cache on 2012-04-16 00:26:33 -->
<!-- Compression = gzip -->
