İKİ FARKLI TÜRKİYE ALGISI
Türkiye Cumhuriyet’inin 87. yaşını idrak ettiğimiz günümüzde gözümüze çarpan iki farklı Cumhuriyet algısı vardır ve bunları destekleyen toplum kesimleri mevcuttur. Bir kesim Atatürk’ü, Atatürk’ün koyduğu devrim kanunlarından “laiklik” maddesini, “çağdaşlığı”, “Batılılığı veya Batılılaşmayı” savunurken diğer bir kesim ise “İslam’ı”, “muhafazakarlığı”, “moderniteyle” yüzleşirken kendimize ait milli değerlerden taviz vermemeyi desteklemektedir. Her iki kesimin arabalarının arka camlarına yapıştırdığı çıkartmalarda bile farklılık mevcuttur; kendini çağdaş olarak görenlerde “Atam izindeyiz”, muhafazakâr olanlarsa “huzur İslamdadır” yapıştırması vardır. Bu yazının temel amacı “aynı gemi” içinde yaşayan her iki kesimin siyasi, ekonomik ve sosyal tercihlerini analiz edip, birbirlerini daha iyi şekilde tanımalarını sağlamak ve ülkemizin özlediği huzur ortamına kavuşmasına katkıda bulunmaktır.
Kurtuluş savaşının sona ermesiyle kurulan yeni cumhuriyet modernleşmeyi savunmuş ve bunun da ancak ileri teknik ve teknolojinin merkezi olan Avrupa’yı model almakla realize edileceğini düşünmüştür. Genç cumhuriyet Avrupa kıtasından özellikle Fransa’dan etkilenmiştir. Devlet kurumları Fransız modeline göre tasarlanmıştır. Bunun gerçekleşmesinde en büyük faktör 19. ve 20. asırda Osmanlı yurtdışına modern eğitim ve bilim tekniklerini öğrenmeleri için Avrupa’ya, özellikle de Fransa’ya, öğrenci göndermesidir.
Fransa’da eğitimlerini tamamlayan mevzubahis öğrenci topluluğu kendi vatanlarına geri dönüş yapmış ve yeni kurulan “cumhuriyetin” siyasi, adli, idari ve mülkü eliti haline gelmiştir. Cumhuriyet seçkinleri anayasayı ve diğer ceza hukuku, ticaret hukuku, medeni hukuk vbz. gibi hukuk kurallarını etkisi altında kaldıkları Batı hukukuna göre tanzim etmişlerdir. Akabinde yeni cumhuriyetin ilk partisi olan CHF’yi (Cumhuriyet Halk Fırkası), günümüzdeki adıyla CHP’yi (Cumhuriyet Halk Partisi) kurmuşlardır. CHF’yi destekleyen kesimlerin büyük bir kısmı devlet bürokrasisinde yer alan bürokratlar ve memurlardı. Ayrıca halk kesimleri içinde küçük bir azınlıkda CHF’yi destekliyordu.
Günümüzde CHF düşüncesini temsil eden halk kitlesi genellikle devletle arasında sivil ve askeri ilişki olan daha çok sivil ve askeri bürokraside-özelliklede yüksek bürokraside- ve devletle bir şekilde yolu kesişen kitleden oluşmaktadır. Kendilerini diğer toplum katmanlarına nazaran daha “modern” ve “seküler” kabul etmekte ve Atatürkçü düşünceyi rol model aldıklarını iddia etmektedirler. Bu toplum kesiminin ayrıca ekonomide, siyasette, yargıda, üniversitelerde ciddi bir ağırlığı vardır. Mevcut statülerinin devamını sağlama almak adına-statükonun devam etmesi için- diğer toplum kesimlerinin yenilik ve değişim taleplerini “ üniter devleti tehlikeye atmak”, “bölünmeye sebep olmak” ve “misyonerlik tehlikesi var” gibi kuruntularla reddetmekte veya boğmaya çalışmaktadırlar. Bu kesimin tehdit algısının değişimindeki diğer bir faktör ise nufüs açısından sayılarının daha az olması ve kendilerine tehdit olarak algıladıklarının ise sayıca ‘çok’ olmasıdır.
Toplumdaki diğer büyük kesimse kendilerini muhafazakar kabul eden dini emirlere uymaya çalışan ve genellikle bir veya iki kuşak öncesinde köylerde yaşayan ve daha yeni yeni şehir kültürüne intibak etmeye çalışan insanlardan oluşmaktadır. Bu kesim ayrıca ticaret ile uğraşmakta ve dolasılıyla giderek zenginleşmektedir. Zenginliğin getirdiği bilgi, bakış açısı ve nimetlerden dolayı devletten yaşam tarzları adına daha fazla hak talep etmektedirler. Muhafazakar kesim ilaveten yurtdışına ticaret, eğitim, ve gezi amacıyla seyahat etmekte ve bu deneyim sonucu ülkemiz adına ve kendi standartlarının iyileştirilmesi adına lobi yapmaktadırlar. Bu amacı elde etmek adına STK’lar (Kimse Yok Mu, Deniz Feneri, Gazeteci Yazarlar Vakfı, Adaleti Savunanlar Derneği vbz. ) kurmakta, yazılı medya (Yeni Şafak, Zaman, Star, Bugün, Milli Gazete vbz.) gazete çıkarmakta, internet medyası (www.samanyoluhaber.com, www.habervaktim.com, www.haber7.com) olarak sanal gazete siteleri çalıştırmakta ve görsel medyada Samanyolu TV, Hilal TV, Kanal 7, Ülke TV, Kanal 24 vbz. gibi TV kanalları satın alıp, ulusal yayım yapmaktadırlar. Ayrıca aynı toplum kesimi özel okullar, kolejler, dershaneler ve üniversiteler açarak devletin anayasal olarak sağlamakla mükellef olduğu “eğitim” hizmetine katkıda bulunmaktadırlar.
Hem seküler kesimin hem de muhafazakar kesimin yolları kesişmiş durumdadır. Finansal açıdan güçlenen Anadolu girişimcileri, sermaye birikiminin getirdiği güçle devlet katında, diğer toplum kesimleriyle, eşit temsil hakkı talep etmektedir. Halihazırdaki trend devam ederse “muhafazakar” kesim gerek eğitimli genç nüfus açısından gereksede mali güç açısından “çağdaş” kesime hayli üstünlük sağlayacağı aşikardır. Bürokratik devlet aygıtını elinde bulunduran “çağdaş” kesimin adil bir şekilde değişim taleplerini karşılması ülkemizin barış ortamı adına hayırlı bir davranış olacaktır. Son olarak ülkemizin daha huzurlu olabilmesinin ancak her iki toplum kesiminin birbirlerine daha hoşgörülü davranmasıyla mümkün olacağı kanaatini taşımaktayım.
MUSTAFA MURAT KASAR©2010, SİYASET BİLİMİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER, PHD. ADAYI
